Duygusal İstismar ve Migren

0
951

Çocuk istismarı ve ihmali, ne yazık ki düşünüldüğünden çok daha yaygın. JAMA Çocuk Hastanesi’nde yapılan 2011 tarihli bir araştırmaya göre, 2004 yılından 2011 yılına kadar beş milyondan fazla duygusal  istismar vakası yaşandı. Bu istismarların etkileri çocukluk döneminin ötesine geçebiliyor ve migren de bunlardan biri.

Daha önceki araştırmalar, yetişkinlikte yaşanan migren ağrısı ile çocuklukta yaşanan duygusal istismar arasında bir bağlantı buldu. Peki bu bağlantı ne kadar güçlü?

Çocuklukta yaşanmış olan duygusal istismarın, yetişkinlik döneminde migren gibi fiziksel bir soruna yol açabilmesinin nedeni nedir?

Duygusal İstismar Nedir?

Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri, çocukluk çağındaki kötü muameleyi şu şekilde tanımlıyor:

“Anne baba ya da çocuğa bakmakla yükümlü üçüncü bir şahıs tarafından, çocuğa yönelik zarar, potansiyel zarar ya da tehlike unsuru barındıran herhangi bir ihmal ya da eylem hareketi.”

Veriler, ABD’li çocukların yüzde 12,5’inin 18 yaşına gelinceye dek en az bir kez kötü muameleye maruz kaldıklarını gösteriyor. Bununla birlikte, dijital raporlama verilerini kullanan çalışmalar ise, ABD’deki yetişkinlerin çoğunun, çocukken duygusal, fiziksel veya cinsel istismar yaşadıklarını işaret ediyor.

Bu verilerde tutarsızlık olabilir çünkü başta psikolojik ve duygusal olmak üzere pek çok çocuk istismarı vakası bu araştırmalarda bildirilmemiş olabilir. Özellikle duygusal istismar, bir ailede yıllarca farkedilmeden varolmuş olabilir.

Duygusal İstismar ve Migren Arasındaki İlişki

Migren, insanların yaklaşık yüzde 12 ila 17’sini etkileyen, kronik, tekrarlayan orta veya ileri şiddette görülen bir tür baş ağrısıdır. Migrenin de dahil olduğu baş ağrıları, acil servis ziyaretlerinin beşinci nedenidir. Baş ağrısı kadınlarda erkeklerden üç kat daha fazla görülür.

 Çocuklukta görülen her türlü kötü muamele migrenle bağlantılı olarak gösterilmişse de, en güçlü ve en belirgin bağlantı duygusal istismar ile ilgilidir.

Konuyla ilgili olarak, genç yetişkinlerde görülen duygusal istismar-migren bağlantısı incelendi. Yapılan çalışma sonucunda, çocukluk ve ergenlik döneminde duygusal istismara uğradığını belirten bireylerin %50’sinden fazlasına migren tanısı koyulduğu tespit edildi. Ayrıca, üç tip tacizi de (fiziksel, duygusal ve cinsel) yaşamış olan bireylerde migren tanısı riskinin iki katına çıktığı bildirildi.

Çocukluktaki Duygusal İstismar Yetişkinlik Döneminde Niçin Migrene Yol Açıyor?

 Artan istismara tepki olarak riskin yükselmesi, istismarın, hayatın ilerleyen dönemlerinde migrene neden olabilecek biyolojik değişikliklere neden olabileceğini gösteriyor. Migren ve çocuklukta görülen kötü muamele arasındaki mekanizma henüz tam olarak anlaşılamamış olsa da, araştırmalar, beden ve beyinde neler olup bittiğini anlamamıza yardımcı oluyor.

Çocukluktaki kötü deneyimler, stres hormonlarının salınmasını kontrol eden hipotalamik-pitüiter-adrenal (HPA) ekseninin düzenini bozmaktadır.Açıkça belirtmek gerekirse çocukluk çağında olumsuz olaylar, vücudun strese olan tepkisine zarar verir. Stres sadece bir duygu değildir – aynı zamanda bedene de zarar veren fiziksel bir yanıttır.

Bu stres hormonlarının uzun süre yüksek seviyelerde olması, duygu, davranış, motivasyon ve bellek açısından beynin limbik sisteminin yapısını ve işlevini değiştirebilir. Yapılan MRI görüntülemeleri, hem çocuklukta kötü muamele öyküsü olan kişilerin hem de migren tanısı koyulmuş insanların limbik sistemlerindeki yapılarda ve nöral bağlantılarında değişiklikler olduğunu tespit etti. Strese neden olan deneyimler bağışıklık, metabolik ve otonom sinir sistemlerini de bozmaktadır.

Çocuklukta yaşanan istismar durumlarının ve migrenin, biyolojik bir belirteç olarak da bilinen ve kanda ölçülebilir bir madde olan c-reaktif proteinin artışı ile ilişkisi olduğu tespit edildi ki bu protein türü vücuttaki iltihaplanma derecesini gösterir. Bu biyolojik belirteç kardiyovasküler hastalıklar ve felç açısından da önemli bir işarettir.

Migren, kalıtsal bir durum olarak kabul edilmektedir. Fakat, vakaların çok küçük bir kısmı dışında, migrenden sorumlu herhangi bir gen tanımlanmamıştır. Bununla birlikte, yaşamın erken dönemlerinde yaşanan stres, DNA sekansını değiştirmese de gen ekspresyonunda değişikliğe neden olur. Bunlara epigenetik değişiklikler denir. Uzun ömürlüdürler ve yavrulara geçebilirler. Migrende epigenetiğin rolü ile ilgili çalışmalar henüz başlangıç aşamasındadır.

 

Migren Hastalarını Tedavi Eden Doktorlar İçin Bu Ne Anlama Geliyor?

Çocuklukta görülen kötü muamele, muhtemelen migren hastalarının yalnızca küçük bir bölümünü oluşturuyor. Ancak araştırmalar ikisi arasında güçlü bir bağ olduğunu gösterdiğinden, klinisyenler hastaları değerlendirirken bunu göz önünde bulundurmak isteyebilir.

Bilişsel davranışçı terapi gibi tedavilerin migren için etkili tedaviler olduğu ve istismarın bu rahatsızlık üzerinde psikolojik etkilerinin olduğu gösterilmiştir. Bu nedenle bilişsel davranışçı terapi yöntemleri, her ikisine de sahip olan kişiler için özellikle uygun olabilir.
Valproat ve topiramat gibi anti epileptik ilaçlar migren tedavisi için kullanılmaktadır. Bu ilaçların her ikisinin de stres kaynaklı epigenetik değişiklikleri tersine çevirdiği biliniyor. Enflamasyonu azaltan diğer tedaviler ise şu an migren ile ilgili olarak incelenmektedir.

Bilişsel davranış terapilerinin uygulandığı ve çocukluklarında istismar öyküsü olan migren hastaları aynı zamanda depresyon ve anksiyete gibi psikiyatrik rahatsızlıkların yanı sıra, fibromiyalji ve irritabl bağırsak sendromu gibi tıbbi bozukluklar için de yüksek risk altındadır. Bu durum uzmanların kullandıkları tedavi stratejisini de etkileyebilir.

Uzmanlar, migren vakaları arasında özellikle çocuklukta kötü muameleye maruz kalanlara dikkat etmelidirler çünkü bu hastaların aile içi istismar ve eş tarafından şiddet görme olasılıkları yüksektir.

Bu nedenle uzmanlar migren hastalarını özellikle de kadınları olası istismar durumları ile ilgili dikkatlice incelemelidirler.

Kaynak: Reliawire

 

 

 

 

 

 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here