İnsanlar, Tanrı’ya ve “ölümden sonra”ya inanmaya yatkındır.

0
1004

Araştırmalar, insanların Tanrı’ya ve ölümden sonraya inanma gibi doğal
eğilimleri olduğunu gösteriyor. Bulgular, birçok farklı kültürde insanların içgüdüsel
olarak zihinlerinin bir kısmının, timsallerinin ve ruhlarının ölümden sonraki hayata
inandığını gösteriyor ve bedenin ve zihnin ayrı olduğunu kavramanın
kolay olduğunu, yani doğal düalist olduğunu ispat ediyor.
Oxford Üniversitesi’ne bağlı 2 akademisyen tarafından yönetilen, 3 yıllık uluslararası
araştırma projesi, insanların Tanrı’ya ve ölümden sonraki hayata inanma yönelimi
olduğunu buldu.

Bu çalışma, kültürlerin çeşitli aralığı olduğu 20 ülkeden , 40’ın üzerinde farklı araştırmanın
rehberlik ettiği, 57 araştırmacının dahil olduğu 1.9£ milyonluk projedir.
Araştırmalar(analitik ve deneysel), insanların Tanrı’ya ve ölümden sonraki hayata
inanmaya yönelimli olduğunu ve hem teoloji hem de ateizmin insan zihninin temel
dürtüsüne gerekçeli cevaplar olduğunu sonuçlandırıyor.
Araştırmacılar, projenin, Tanrı’nın varlığını veya başka bir şeyi kanıtlamak için
ayarlanmadığına, Tanrı ve ölümden sonraki hayat gibi konseptlerin tamamen
öğretilmiş mi yoksa insan doğasının temel açıklaması olup olmadığını bulmaya
yönelik olduğuna dikkat çekiyor.
Oxford Üniversitesi Antropoloji ve Zihin Merkezi’nden Dr.Justin Barrett tarafından
yönetilen “Biliş, Din ve Teoloji Projesi” , Antropoloji, psikoloji, felsefe ve teoloji içeren
bir dizi araştırma çizdi. Hem geleneksel din hem de ateist toplumları temsil eden 20
farklı ülkenin rehberlik ettiği uluslararası bir çalışma bütününü yönettiler.

Biliş, Din ve İlahiyat Projesine ait bazı bulgular

1-) Oxford Üniversitesi’nden Emily Reed Burdett ve Justin Barrett tarafından
yönetilen çalışmalar, 5 yaşın altındaki çocuklarda bazı insanüstü özelliklere
inanmayı benzer insan sınırlamalarını anlamaktan daha kolay bulduğunu öne
sürdüler. Çocuklara, annelerinin göremediği kutuların içindeki içerikleri bilip
bilemeyecekleri soruldu. 3 yaşındaki çocuklar, annelerinin ve Tanrı’nın bütün
her şeyi bildiklerine inandıklarını; ancak 4 yaşında, çocukların, annelerinin her
şeyi göremeyip bilemediklerini anlamaya başladıklarını söyledi. Ancak,
çocuklar, her şeyi bilen, her şeyi gören tanrı ve tanrılar gibi insanüstü şeylere
inanmaya devam edebilir.
2-) Tsinghua Üniversitesi’nden (Çin) Jing Zhu, The Queen’s Üniversitesi’nden
(Belfast) Natalie Emmons ve Jesse Bering tarafından yönetilen, yetişkinleri
içeren deneyler, bir çok farklı kültür arasındaki insanların içgüdüsel olarak
uslarının(zihinlerinin) bir kısmının, timsallerinin ve ruhlarının ölümden sonraki
hayata inandığını gösteriyor. Çalışmalar, insanların bedenin ve zihnin ayrı
olduğunu kavramanın kolay olduğunu, yani doğal düalist olduğunu ispat
ediyor.

Projenin Amacı Tanrı’nın Varlığını Kanıtlamak Değil

Oxford Üniversitesi Antropoloji ve Zihin Merkezi’nden, Projenin Direktörü Dr.Justin
Barrett : “ Bu proje Tanrı’nın veya Tanrıların varlığını kanıtlamak için yola çıkmıyor.
Sırf biz belirli bir şekilde düşünmeyi kolay bulduğumuz için, gerçekte doğru olduğu
anlamına gelmez. Eğer dini inanç ve uygulamaların dünya çapında neden ısrar
ettiğine bakarsak, dini bağları ile bağlı bireylerin toplum olarak iş birliği yapmasının
daha olası olduğunu sonuçlandırırız. İlginç bir şekilde, dinin, zaten güçlü bir sosyal
ağı olan gelişmiş milletlerin gelişmiş şehirlerinde, gelişmek için daha az olası
olduğunu bulduğunu” söyledi.

Oxford Üniversitesi Ian Ramsey Merkezi’nden projenin Eş-Direktörü Profesör Roger
Trigg : “ Bu proje; dinin, Pazar günleri golf oynamak yerine sadece birkaç şey
yapmaktan ibaret olmadığını ima ediyor. Dinin farklı toplumlar arasında ortak bir
gerçek olduğunu ima eden bi’ dolu kanıt elde ettik. Bu, dinin bastırılmaya yönelik
girişimlerin kısa-süreli olacağını ima eder çünkü insan fikri doğaüstü varlıkların veya
Tanrıların ve yaşam-sonrası, yaşam öncesi gibi dini konseptli köklere bağlı
gözüküyor.

Kaynak:

Science Daily

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here