Bu Yazıyı Okumamanız Daha İyi Olabilir

0
2225

Çoğumuz iş veya öğrencilik hayatımızda sürekli olarak teknolojinin sunduğu ürünlere maruz kalıyoruz. Günümüzde küçük yaşlardaki öğrenciler akıllı tahtalarla eğitim görüp tabletler üzerinden ders çalışırken eve geldiklerinde dinlenme zamanlarını da tablet veya telefonda oyun oynamak için geçiriyorlar. Aynı durum yetişkinler için de geçerli. Hepimiz sürekli olarak tablet, telefon ve bilgisayar ekranlarına maruz kalıyoruz. Bu durum teknoloji olarak ne kadar geliştiğimizi ve zenginleştiğimizi, “ilerlediğimizi” gösteriyor gibi görünse de bilimsel gelişmeler bu ilerlemeye dur dememiz gerektiğini gösteriyor. 

Teknoloji devleri kendi icatlarını bizim kadar kullanmıyor

Bu teknolojilerden günümüzün hiçbir saati vazgeçemez hale gelmişken kulandığımız cihazların tasarımcılarının teknoloji kullanımına sınırlama getirdiğini görüyoruz. Örneğin Microsoft’un eski CEO’su Bill Gates; kızının bilgisayar kullanımına sınırlandırma getirmiş ve çocuklarına 14 yaşına kadar telefon almamış. Benzer bir şekilde Steve Jobs da çocuklarının iPad kullanmasını yasaklamış ve 2011’de verdiği bir röportajında “Çocuklarımızın evde ne kadar teknoloji kullanacağını sınırlandırıyoruz.” açıklamasını yapmıştı. Silikon Vadisi’ndeki okullardaki eğitimde teknoloji kullanımının da büyük ölçüde az olduğu belirtiliyor. Çoğu okulda akıllı tahta yerine kara tahta kullanımı uygulanıyor. 

Bu teknolojik ürünleri tasarlayanların kendilerinin ürün kullanımını sınırlandırması bizler için endişe verici bir durum. Bilimsel araştırmalara bakıldığında kendi icatlarından ailelerini uzak tutmaları için haklı gerekçeleri olduğunu görüyoruz. 

Akıllı telefon ve tabletlerin bağımlılık yapıcı etkilerinden daha önce bahsetmiştik. Bu bağımlıklar odaklanma kapasitesini ve yaratıcılığı azaltarak beyne zarar veriyor ve üretkenliği azaltıyor. Bağımlılığın etkileri beynin fiziksel olarak hasar görmesine de sebep olup irade zayıflığıyla ilişkilendiriliyor. Ancak bu zararlar sadece bağımlılık yapıcı etkileriyle sınırlı değil. Yapılan araştırmalar endişelenmek için farklı sebeplerimiz olduğunu da gösteriyor. 

Cep telefonu radyasyonu beyni değiştiriyor

Kullandığımız telefonların sebep olduğu elektromanyetik alanın beyin üzerindeki etkileri uzun zamandır yapılan araştırmalarla sorgulanıyor. 2017 yılının Ocak ayında Nature’da yayımlanan fareler üzerinde yapılan bir çalışmaya göre uzun süreli olarak radyo frekansındaki elektromanyetik dalgalara maruz kalmak sinirsel hasarlara ve davranış bozukluklarına sebep olabiliyor. Araştırmada cep telefonlarının başa yakın tutulmasının olası etkileri fareler üzerinde gözlemlenmeye çalışılmış. Radyo frekansındaki elektromanyetik dalgalara maruz kalmanın sinir hücrelerindeki miyelin kılıfın hasar görmesine ve hiperaktivite davranışlarına sebep olduğu görülmüş. Bu çalışmadan önce yapılan araştırmalar da sinirsel hasarlarla cep telefonlarının radyasyonu arasında ilişki göstermişti. 

2015 yılında yapılan çalışmada elde edilen bulgulara katkı sağlayan 2018 yılının Temmuz ayında Enviromental Health Perspectives’ de yayımlanan bir çalışmada da kablosuz iletişim araçlarından kaynaklanan elektromanyetik alanın ergenlik çağındaki gençler üzerindeki etkisi incelenmiş. Bir yıldan uzun süre bu radyasyona maruz kalmanın beyinde biçimsel hafıza gelişimini olumsuz etkilediği gösterilmiş. Biçimsel hafıza bölgesi beynin sağ tarafındadır ve cep telefonunu sağ kulağına tutan ergenlerde bu ilişki daha belirgin gözlemlenmiş. Mesajlaşma ve oyun oynama gibi kafaya daha uzak yapılan işlemlerinse aynı etkiyi göstermediği kaydedilmiş. 

Mavi ışık

Cep telefonu radyasyonundan kaynaklanan bu etkiyi telefon konuşmaları sırasında hoparlör ya da kulaklık kullanarak azaltabiliriz. Ancak maalesef telefon ve tabletlerin tek zararlı etkisi yaydıkları elektromanyetik dalgalar değil. 5 Temmuz’da Nature’da yayımlanan bir çalışma, sürekli olarak çevremizdeki teknolojik cihazlardan maruz kaldığımız mavi ışığın gözlerimize ciddi boyutlara ulaşabilecek zararlar verdiğini gösteriyor. Araştırmada görme hasarı vakalarının yaklaşık yarısını oluşturan sarı nokta hastalığının mavi ışıkla ilişkili olduğu gösterilmiş. Bu hastalıkta retinadaki fotoreseptör hücreleri hasar görür. Bu hücreler ışığı algılayıp beyne sinyal göndermek için retinal moleküllerine ihtiyaç duyar. Görmenin gerçekleşebilmesi için retinal molekülünün sürekli olarak sağlanması gerekir. Fotoreseptör hücreleri retinal molekülü olmadan görevini yerine getiremez. Çalışmada mavi ışık maruziyetinin fotoreseptör hücrelerinde retinal molekülünün zehirli kimyasal moleküller üretimine sebep olduğu görülmüş. Bu durum fotoreseptör hücrelerini öldürme potansiyeline sahip. Bu nedenle araştırmacılar teknolojik cihazlardan yayılan mavi ışıktan mümkün olduğunca kaçınmayı ve özellikle karanlık ortamda bu cihazları kullanmamayı öneriyor. Geceleri mavi ışığa maruz kalmak; göze verdiği hasar dışında vücudumuzdaki sirkadyan ritimleri bozarak biyolojik saati de etkileyebilir. Bu durum da uyku düzenini etkileyip uzun vadede beden ve ruh sağlığımızı da bozma potansiyeline sahip.

Büyük ihtimalle şu an bu yazıyı da mavi ışık yayan bir ekrandan okuyarak gözlerinize zarar veriyorsunuz. Bu cihazları aydınlık ortamda kullanmaya dikkat etmekle birlikte mavi ışıktan ve teknolojik cihazların zararlarından kaçınmak için sitemizdeki yazıları yazdırarak ya da mavi ışık yaymayan elektronik kitap okuyuculardan okumanızı öneririz. Böylelikle hem telefonun bildirimlerle dikkat dağıtma ihtimalini elemiş, hem de göz sağlığınızı koruyarak daha iyi bir okuma deneyimi yaşamış olursunuz. 

Kaynaklar:

https://www.businessinsider.com/screen-time-limits-bill-gates-steve-jobs-red-flag-2017-10 

https://www.nature.com/articles/srep41129#ref4

https://neurosciencenews.com/phone-radiation-memory-teens-9577/

https://www.sciencedaily.com/releases/2018/08/180808093907.htm

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here