Astronomi

Kırmızı Cüce Yıldızlar Güneş Sistemimizin Dışındaki Gezegenleri Keşfetmeye Yardımcı Olabilir

Geçtiğimiz 100 yıl içinde, astrofizikçiler uzay-zamanın genişlemekte olduğu, bu genişlemenin hızlandığı, evrenin yaklaşık 14 milyar yaşında olduğu ve Güneş sistemimizin ötesinde olan en az 4000 gezegen olduğu sonucuna vardılar.

Yıldızlar üzerinde yapılan araştırmalar, giderek Güneş sistemimizin dışındaki gezegenler üzerindeki araştırmaları da içerir hale geliyor. Özellikle de, kırmızı cüce ya da M tipi cüce olarak bilinen yıldız türüyle çok ilgilenmeye başladık.

Bunlar ana sekansta var olan en soğuk ve en küçük yıldızlar ve bizim Güneş’imizden de tamamen farklılar. Onların yüzey sıcaklıkları genellikle bizim
yıldızımızın yaklaşık yarısı kadar. Ayrıca, bu yıldızların kütlesi bizim Güneş’imizin kütlesinin yarısından da az olma eğiliminde ve aralarında en küçük olanların kütlesi ve yarıçapıysa, bizim Güneş’imizinkinin yüzde 10’undan bile daha az.

Yapılan simülasyonlar büyük okyanuslara sahip Dünya boyutlarındaki gezegenlerin M tipi cüce yıldızlar çevresinde bolca var olabileceğini gösteriyor. İşte bu nedenle, bu yıldızlar bizim için çok ilgi çekici ama onları incelemek kolay değil. Onları iyice inceleyebilmek için, bizim kızılötesi ışınları kullanmamız gerekiyor.

Kepler Sayesinde 2000’den Fazla Gezegen Keşfedildi

Bizler bugün, incelemek istediğimiz cisimlere özel olarak tasarlanmış araçlar yaparak onlar hakkında bilgi ediniyoruz. Örneğin, Kepler uzay teleskobu gökyüzünü inceleyerek dokuz yıl geçirdi ve fotometrik bilgiler topladı; yani ışık tayfının farklı kısımlarında yer alan yıldızların parlaklıklarını ölçtü. Ve bilim insanları bu ölçümleri kullanarak 2000’den fazla gezegen keşfetti.

Kepler artık emekliye ayrıldı ama uzaydaki arayışlar NASA’nın Transiting Exoplanet Survey Telescope isimli uzay teleskobu ve Avrupa Uzay Ajansı’nın
Gaia isimli uydusuyla devam ediyor. Bu araçlarla elde edilen bilgiler, yapılmakta olan simülasyon çalışmalarıyla daha da ilginç bir hal alıyor. Örneğin, Aomawa Shields ve Regina Carns, geçtiğimiz yıl M tipi cücelerin yörüngesinde dönen Güneş sistemimizin dışındaki gezegenlerin yüzeylerindeki sodyum klorür dihidrat (hidrohalit) varlığını ele alan bir makale yayınladı.

Hidrohalit düşük ısılarda deniz buzuna dönüşebiliyor ve tuzsuz buzun tersine, bu buz kızılötesi spektrumda yüksek derecede yansıtıcı olabilme özelliğine sahip. Bu durum, ışığın direkt olarak yıldızdan mı geldiği, yoksa yıldız ışığının gezegen yüzeyinden mi yansıdığı arasındaki farkı anlamak konusunda bir zorluk ortaya koyuyor ama bize sunduğu bir fırsat da var. Shields ve Carns, bu yansıtıcılık özelliğinin yaşanılabilir bir gezegen için temel bir unsur olan karbondioksit birikimini de artırdığını buldular.

Elbette ki, yaşanılabilir gezegenler bulmanın insanlık için ne anlam taşıyacağı henüz net değil ve bir insanın yaşam süresi içinde uzak mesafelerdeki başka yıldızlara yolculuk edebilmesi de düşük bir ihtimal. Ama bizler veri toplama mekanizmalarımızı geliştirdikçe, çok uzak yerlerdeki yaşam belirtilerine rastlama becerimizi de kuvvetlendirmiş oluyoruz.

Orijinal makale: New Scientist

Yorum bırakın

E-posta adresiniz paylaşılmayacaktır..

Bunları da beğenebilirsiniz