Psikoloji Sosyoloji

Dine Karşı Baskının Zararlarını Din Telafi Ediyor

Günümüzde, özellikle 11 Eylül olaylarından sonra büyük ölçüde artış göstermiş bir Müslüman düşmanlığı söz konusu. Amerika ve Avrupalı Müslümanlara hem basın hem de toplum tarafından yapılan damgalama, karalama ve baskı yıllardır ivmelenerek artıyor. Bu damgalama ve Müslümanlara karşı oluşturulan nefret, islamofobi olarak karşımıza çıkıyor. Müslümanlara yönelik sözlü saldırılar yapmakta çekinilmezken bazen fiziken de saldırılar görülüyor. Çoğunluğu Müslüman olan ülkemizde bile bazı problemli kesimler tarafından başörtülü kadınlara sözlü saldırılar gerçekleştirilirken bu saldırıların kişiler üzerindeki etkisi merak konusu olabiliyor.

Bu konuda yapılmış araştırmalara göz gezdirildiğinde islamofobi nedeniyle damgalanmanın ve toplumdan dışlanmanın kişilerde hem fiziki hem de psikolojik sorunlara neden olabileceği görülüyor. Konunun ne kadar ciddi olduğunu gösteren bir örnek 11 Eylül olayları sonrası Kaliforniya’da Arap ismine sahip kadınların erken doğum oranındaki ve düşük kilolu doğan çocukların sayısında kaydedilen artıştır. Farklı ülkelerde yapılan çeşitli çalışmalarda ayrımcılık; beden kitle indeksinde artışla, şeker tüketiminin artıp sebze ve meyve tüketimindeki azalmayla ve kalp rahatsızlıklarıyla, kan basıncında ve kolesterolde bozulmayla, bilişsel hasarlarla ve uyku kalitesindeki azalmayla ilişkilendirilmiştir. Ayrıca Müslüman ve Müslüman olmamasına rağmen toplumun öyle sandığı kişilerde sağlık bakımına erişimde azalma gözlemlenmiş. Bu kişilerin doktora daha az başvurduğu ve bazı sağlık taramalarının daha az görüldüğü kaydedilmiş. Batı ülkelerdeki birçok Müslüman kadın, sağlık hizmeti verenlerin de kendilerini yargıladıklarını hissettikleri için çekindiklerini ve batı medyasında yansıtıldıklarından farklı olduklarına dair kendilerini açıklamak zorunda hissettiklerini belirtiyor.

Karalama ve dışlanma nedeniyle oluşan sosyal baskının ruh sağlığı üzerinde derin etkileri olabilir. Irk, etnik köken ve din nedeniyle yapılan ayrımcılıklar psikolojik sıkıntılara yol açabiliyor. Yabancı ülkelerde yapılan ayrımcılıklar; maruz kalan kişiler üzerinde asabiyet, kaygı bozuklukları ve depresif semptomlarla ilişkilendirilmiş. 11 Eylül’ün Britanyalı Müslümanlar üzerinde depresif semptomlarda artışla ilişkili olduğu da kaydedilmiş. Travma sonrası stres bozukluğu da batı ülkelerinde Somalili ve Orta Doğulu göçmenlerde kaydedilmiş.

İslamofobi sonucu Müslümanlardaki stres, stresle ilişkili olan yüksek nabız, kan basıncı ve paranoya gibi birçok sorunu beraberinde getirebilir. Özellikle çocukların dahi okulda zorbalığa maruz kaldıkları düşünüldüğünde bu strese küçük yaştan itibaren yaşam boyu maruz kalanların olması bu konunun üzerine düşülmesi gerektiğini gösteriyor.

Yalnızlığa İtilen Dindarlar

Damgalanmanın sağlık üzerinde etkisi incelendiğinde sosyal izolasyonla ilişkili olduğu görülmüş. Damgalanmış kişilerin yakın sosyal ilişkiler kurmaktan çekindikleri gözlemlenmiş. Yalnızlığın ise kaygı bozuklukları, stres, yeme bozuklukları gibi ruh hali bozuklukları dışında bağışıklık sistemini de olumsuz etkilediği biliniyor.

Görüldüğü gibi Müslümanların maruz kaldığı sosyal baskı ciddi sağlık sorunları oluşturabilir. Ancak çevremiz nedeniyle maruz kaldığımız olumsuz etkilerden korunabilmemiz ve bunların etkisini telafi edebilmemiz mümkündür. Çalışmalar, bize yukarıda bahsettiğimiz sağlık sorunlarını yaşatacak kadar önemli sonuçlara varan hislerimizi etkileyebileceğimizi gösteriyor.  Dine karşı önyargı nedeniyle oluşturulan sosyal baskının olumsuz etkileri, dindarlığın kendisiyle telafi edilebilir.  

Sosyal İlişkiler ve Amaç Algısı

İslamofobi nedeniyle çevreyle yaşanan sorunlar sonucu sosyal bağlantıları hasar gören kişiler yukarıda da belirttiğimiz gibi stres tehdidiyle karşı karşıyadır. Holt-Lunstad ve ekibi tarafından 2010 yılında yayımlanan bir çalışmaya göre sosyal bağlantılardan yoksun olması sigarayla benzer şekilde ölüm riskini arttırabilir. Ancak Steven W. Cole ve ekibi tarafından 2015 yılında yayımlanmış bir çalışmaya göre yalnızlığın olumsuz etkileri bir hayat amacı ve anlamına sahip olmakla dengelenebilir.

Hayatımız üzerinde önemli söz sahibi olan sağlıklı sosyal ilişkiler, kişiye hayatı içinde bir amaç edinmeyi ve bu sayede depresyon ve kaygı bozukluklarına karşı korunabilmeyi sağlar. Zihnimiz bir amaç edinmek için tasarlanmıştır ve bir amaca sahip olmak zihin sağlığımız için büyük önem taşır. Bir amaca sahip olmanın iyimserliği ve hayata karşı doyum sağlanmasını arttırdığı gözlemlenmiştir. Sosyal ilişkiler, kişiye kendini ihtiyaç duyulmuş hissettir ve bir amaç algısı sağlayabilir. Örneğin bir arkadaşı zor durumdaysa ona destek olmak bunu sağlayabilir. Ancak bu sosyal bağlantılardan yoksun olup yalnızlaşmak, kişinin hayatında olmazsa olmaz olan amaçların da azalmasıyla ilişkilendirilmiştir. 

Dine Bağlanma

Bahsettiğimiz gibi islamofobi veya farklı nedenlerle sosyal ilişkiler zarar görebilir. Ancak bu hasarlar kişinin sosyal ilişkiler yerine amacını dine yönlendirmesiyle telafi edilebilir. Kişi ihtiyaç duyduğu sosyal bağlantıyı Tanrı ile kurup amacını din ile sağladığında bunun amaçtan yoksunluğun etkilerini hafiflettiği Todd Chan ve ekibinin 2018 yılında yayımladığı çalışmada gösterilmiştir. Kişinin dine bağlılığı günlük hayattaki sosyal ilişkilerden çok daha büyük bir amaç edinmeyi sağlar ve ilişkilerle benzer bir şekilde büyük bir gücün varlığına olan inanç, olumsuz durumlarla baş edebilmeyi kolaylaştıran bir rahatlama sağlayabilir. Dindar kişiler kendi değerlerini de Tanrı’nın onlara olan sevgisi ile belirlediklerinden bu onlara büyük bir hayat amacı verebilir. Sosyal ilişkilerin bozulması sonucu amaçtan yoksunluk, daha büyük bir amaca yönelmeyle telafi edilebilir. Dini inançlar, amaç sağlamayı kolaylaştıracak şekilde etki gösterebilir.

Kişilerin insanlarla olan sosyal ilişkilerinde de güçlenmeyle ilişkili görülen din, hayatlarında amaç ve anlam isteğinin tatmin edilmesini sağlayıp başa gelen kötü olayların büyük bir planın parçası olduğunu telkin eder. Kötü olaylarla başa çıkmak için destek olur. Krause tarafından 2003’te yayımlanan bir çalışmada hayattaki anlam algısında din yer tutan yaşlılarda hayattan doygunluk, kendine saygınlık ve iyimserlikte iyileşme görülmüş.

Yapılan araştırmalarda dindarlığın ve ruhaniliğin hayat kalitesinin artmasıyla; depresif semptomların, stresin, ve intiharın azalmasıyla ilişkili olduğu kaydedilmiş. Dinin strese karşı dirençle ve kaygı bozukluklarının azalmasıyla ilişkili olduğu gösterilmiş. Dinle ve Tanrı kavramıyla olumsuz bir ilişki olmadığı sürece dinin kişiler üzerinde olumlu etkileri olduğu ve negatif durumlarla başa çıkmayı kolaylaştırdığı sonucuna varılabilir.

2015’te BPS tarafından yapılan bir çalışmada yaygın inanışın tersine gelecek hakkındaki karamsar bakış açısının depresyonun sonucu değil sebebi olduğu kaydedilmiş. Dindar kişilerin de dini metinlerle geleceğin Yaratıcı’nın kontrolünde olduğu telkinini alırlar ve gelecek hakkında olumlu düşünceye yatkın oldukları düşünülebilir.

 

 

Bu yazı dindarlığın bir terapi olarak uygulanabileceğini belirtmek, ya da terapilerden daha etkili olduğunu ifade etmek için yazılmamıştır. Dindar görüntü nedeniyle baskı gören kişiler üzerinde dinin etkisini incelemek için yazılmış ve aşağıda belirtilen kaynaklardan yararlanılmıştır.

Bahsedilen araştırmaların çoğu Hristiyanlar üzerinde yapılmış olsa da tek tanrı inancı ve vahiy algısı nedeniyle İslamiyet ile benzerlik taşıdığından dindarlıktan bahsederken ülkemizdeki çoğunluğu oluşturan İslamiyet inancına sahip kişiler için de aynı etkilerin geçerli olacağını düşünmek makul görünmektedir.

 

Kaynaklar:

https://www.youtube.com/watch?v=DbLHvh_94EI

https://theconversation.com/islamophobia-and-media-stigma-is-having-real-effects-on-muslim-mothers-in-maternity-services-101768

Samari, G., Alcalá, H. E., & Sharif, M. Z. (2018). Islamophobia, health, and public health: a systematic literature review. American journal of public health108(6), e1-e9.

Samari, G. (2016). Islamophobia and public health in the United States. American journal of public health106(11), 1920-1925.

Hatzenbuehler, M. L., Phelan, J. C., & Link, B. G. (2013). Stigma as a fundamental cause of population health inequalities. American journal of public health103(5), 813-821.

https://www.newscientist.com/article/mg23531351-900-feeling-lonely-youre-not-on-your-own/

Chan, T., Michalak, N. M., & Ybarra, O. (2019). When God is your only friend: Religious beliefs compensate for purpose in life in the socially disconnected. Journal of personality87(3), 455-471.

Weber, S. R., & Pargament, K. I. (2014). The role of religion and spirituality in mental health. Current opinion in psychiatry27(5), 358-363.

https://www.sciencedaily.com/releases/2015/06/150612103808.htm 

 

Yorum bırakın

E-posta adresiniz paylaşılmayacaktır..

Bunları da beğenebilirsiniz