Fizik

Fizikte Yeni Atılımlar Yapmak İçin Artık Einstein’ın Bir Kenara Bırakılması Mı Gerekiyor?

Fizikte yeni atılımlar yapmak için artık Einstein’ın bir kenara bırakılması mı gerekiyor? Einstein’ın dehasının fizik bilimi üzerindeki etkisi hala devam ediyor. Chasing Einstein isimli belgeselse, geçmişe duyulan büyük saygının yeni buluşların önünde bir engel oluşturup oluşturmadığını sorguluyor.

Yaklaşık 1.3 milyar yıl önce, çok, çok uzaklardaki bir galakside iki kara delik çarpıştı. Bu kozmik şiddet olayı birkaç saniye içinde sonlandı ama bu olayın artçı şokları sadece üç yıldan biraz daha uzun bir süre önce Dünya’ya ulaştı. Daha doğrusu, ABD’de bulunan Lazer İnterferometre Kütle Çekim Dalga Gözlemevi’ne (LIGO) ait ikiz dedektörlere.

LIGO dedektörlerinin 2015 yılının 14 Eylül’ünde ilk kez direkt olarak tespit ettiği uzay-zamandaki bu dalgalar (kütle çekim dalgası), Higgs bozonunun keşfini bile gölgede bıraktı. Bu genel göreliliğin; Albert Einstein’ın yüzyıllık yer çekimi teorisinin zaferle taçlandığı noktaydı. Ve bu keşif, projeyle en yakından ilişkili araştırmacılar olan Rainer Weiss, Barry Barish ve Kip Thorne’a Nobel Ödülü’nü getirdi.

Belgeselde Zor Sorular Yer Alıyor

Ödüllere götüren beyin gücü ve sabrın klasik hikayesinin anlatıldığı Chasing Einstein belgeselinde, motivasyonlar ve bilimin talep ettiği fedakarlıklar anlatılıyor ve bazı zor sorular yer alıyor. Zaferler bizi başarısızlıklara karşı körleştiriyor mu? Ve kurumsal muhafazakarlık ve yerleşmiş teorilere karşı kayıtsız şartsız bağlılık bizi çıkmaz bir sokağa mı sürüklüyor? Barish belgeselde durumu şöyle özetliyor: “Tamam, Einstein haklıydı. Peki ya şimdi?”

Chasing Einstein’da, “özenle seçilmiş karakterler” yoluyla şu ana kadar bir sonuç vermemiş olan karanlık madde arayışı da anlatılıyor. Belgeselde fizikçi James Beacham’ı görüyoruz. Onun için karanlık maddeyi üretmekteki başarısızlığımız sadece daha büyük bir makinaya ihtiyacımız olduğu anlamına geliyor. Ayrıca karanlık madde arayışı sırasında New York’taki Columbia Üniversitesi ile İtalya’daki Gran Sasso National Laboratory arasında mekik dokuyan İtalyan deneyselci Elena Aprile’yi de görüyoruz. Aprile’nin bir Nobel kazanma isteğini anlatmasına tanıklık ediyoruz ama deneyler tüm zamanını gerektirdiği için ilişkisinin zarar gördüğünü, çocuklarının doğum günlerini kaçırdığını ve doğru yolda olduğuna dair bir ipucu bulmanın bile her şeyi onun için daha iyi bir hale getirebileceğini öğreniyoruz.

Yerleşmiş Fikirler Yeni Fikirleri Engelliyor Mu?

Belgeseldeki karakterler arasındaki etkileşimde ilgi çekici çok şey var ancak belgeselin üzerine kurulu olduğu yerleşmiş fikirlerin yeni fikirleri engellediği savı bir sonuca ulaşmıyor.

Dikkat çekici olan bir noktaysa, insanların birbirini dinlerken ne kadar sabırlı olduğu. Her ne kadar değişimler getirmeye hevesli olmayabilseler de ya da bunu kendileri yapamayacak olsalar da, insanların zihinlerinin değişime açık olduğunu görüyoruz. Belgesel durağanlığı ve değişimi; yeni cevaplara sahip olmayan ya da cevapların yeni soruları beraberinde getirdiği bir bilim dalının sevinçlerini ve hayal kırıklıklarını yansıtıyor.

Belgeseldeki bir sahne özellikle çarpıcı bir etki yapıyor. Aprile ve Gran Sasso’daki XENON deneyinde birlikte görev yaptığı meslektaşları, herhangi bir
karanlık madde bulup bulmadıklarını görmek için elde ettikleri verilere bakıyorlar. Nobel hayallerinin uzaklaştığını hissettikleri bu noktada yüz ifadeleri her şeyi anlatıyor. Bu sahne, bilimin doğasının bir hatırlatıcısı niteliğinde.

Ancak tüm bu hayal kırıklıkları ve zorlukların karşısında, büyük soruları sorabilme ayrıcalığı bulunuyor. Ve bu sorular arasından bir tanesi giderek daha fazla dillendiriliyor: Artık Einstein’ın bir kenara bırakılma vakti geldi mi?

Orijinal makale: New Scientist

Yorum bırakın

E-posta adresiniz paylaşılmayacaktır..

Bunları da beğenebilirsiniz