Biyoloji (Haber)

Seni Bir Türlü Çözemedik Kahve: Yararlı Mısın Zararlı Mısın?

kahve

Seni bir türlü çözemedik kahve: yararlı mısın zararlı mısın? Efsaneye göre M.S. 850’li yıllarda, şu an Etiyopya’ya ait olan topraklarda bir keçi çobanı tarafından keşfedilmiş olan kahve, kısa süre içinde tüm dünyaya yayıldı ve günümüzde milyarlarca insan tarafından her gün tüketilmekte. Ancak bu içeceğin popülerleşmesi, kahvenin insan sağlığına zararlı olabildiğine dair kötü bir şöhreti de beraberinde getirdi. 


Son birkaç sene içinde kahve üzerinde bolca bilimsel çalışma yapılsa da, bunlar kafa karışıklığına yol açabiliyor. Çünkü bir çalışmanın vardığı sonuç, bir diğerinin vardığının tam tersi olabiliyor. 

Örneğin, geçtiğimiz yıl yayınlanan iki çalışma, kahve içmenin daha düşük tip 2 diyabet, kalp hastalıkları, birkaç kanser türü, karaciğer hastalıkları, Parkinson, Alzheimer ve depresyon riskiyle ilişkili olduğu sonucuna vardı. Hepsinden önemlisi, kahve içenlerin herhangibir sebepten ötürü erken ölmelerinin daha az muhtemel olduğu bulgusuydu. 

Araştırmacılar şu an için ellerinde var olan kanıtların, kahvenin sağlıklı bir beslenme düzeninin bir parçası olabileceğini gösterdiğini ama bu kanının değişebileceğini söylüyorlar. Bunun nedeniyse, kahve konusunda yapılan onca çalışmaya rağmen, onun sağlığımız üzerindeki etkileri hakkında hala bilmediğimiz çok fazla şey olması.  

Genlerin Rolü

Yapılan çalışmalar kahvenin sağlığa yararlı olduğu yönünde fikir birliğine varmaya başlamış gibi görünse de, bunun tersi yöndeki bulguları göz ardı etmek zor. Ve bu durumun başlıca nedenlerinden biri de, ilginç bir şekilde çalışmalarda pek de göz önüne alınmayan, çalışma katılımcıları arasındaki genetik çeşitlilik olgusu. 

Bu konuda en önemli örnek olarak kalp krizlerini verebiliriz. Uzun zaman boyunca, kahve içmenin kalp krizi riskini artırdığı düşünüldü. Ama araştırmacılar kahve içen insanların CYP1A2 genlerinin dizilemesini yaptıklarında, kalp krizi riskinin sadece bu genin kafeini yavaş metabolize eden türüne sahip olanlarda yükseldiğini gördüler. 

Mesela, kafeini parçalayan ve kendisiyle aynı isimdeki enzimi kodlayan CYP1A2genini ele alalım. Bu genin bir türü, parçalama işini hızlıca yapan bir enzim üretiyor; yani en azından anne ve babalarından bu genin iki kopyasını miras alanlarda. CYP1A2’nin diğer türünü miras alan insanlarsa kafeini daha yavaş işliyor, dolayısıyla kafein bu insanların kan dolaşımlarında daha uzun süre kalıyor. Yani görünen o ki, kahve içmenin vücudunuza zarar verip vermediğini belirleyen, sizin onu yavaş mı yoksa hızlı mı metabolize ettiğiniz. 

Kahvenin Yararlı Olmasını Sağlayan Ne?

Kahve genellikle kafeinle eşit tutulsa da, ikisi eşanlamlı değil. Aslına bakarsanız, bir fincan kahvede binden fazla kimyasal bileşen bulunuyor. 

Araştırmacılar gittikçe daha fazla kişinin kahvenin sağlığa faydalı etkilerinin olduğunu kabullenmeye başladığını, ancak bunun nasıl gerçekleştiğini tam olarak bilmediklerini söylüyorlar. Örnek olarak, kahve içen insanları Parkinson hastalığından koruyan şeyin kafein gibi gözüktüğünü söyleyen araştırmacılar, konu tip 2 diyabet olduğundaysa kafeinsiz kahveyi tercih etmenin hiçbir fark yaratmayabildiğini belirtiyorlar. Yani, kahvenin yararlarından sadece kafeinin sorumlu olmadığı gayet açık. 

Peki, Ya Hamilelik Dönemi?

Kahvenin sağlık üzerindeki etkilerinin her yönü daha derinlemesine çalışmaların yapılmasını gerektiriyor. Ama hamilelik dönemindeki etkiler bu soru işaretleri arasında en ön plana çıkanı. 

Bu alanda bilinenler gerçekten az ve bunun iyi bir sebebi var. Konu hamilelik olduğunda, araştırmacılar tıbbın altın standardı olarak kabul edilen randomize kontrollü çalışmalar yerine, gözlemsel çalışmalara bel bağlamak zorunda kalıyorlar. Çünkü hamile kadınları gelişigüzel olarak kafein tüketen ve kafein tüketmeyen gruplara atayarak yapılacak randomize kontrollü bir çalışma sonucunda kafeinin zararlı olduğu ortaya çıkarsa, bu tıp açısından hiç de etik bir durum olmaz.  

Ancak ellerindeki daha düşük nitelikli verilere baktıklarında, bilim insanları hamilelikte kahve tüketiminin düşük doğum ağırlığı, erken doğum ve gebelik kaybıyla ilişkili olabileceği sonucuna varıyorlar. Çünkü kafein plasentadan geçebiliyor ve fetüsün kafeini işleyen CYP1A2 enzimi bir yetişkindeki kadar iyi işlev göstermediği için, plasentadaki parçalanma süreci yavaş gerçekleşiyor. Bu da, hamile bir kadın kahve içtiğinde, fetüsün uzun süre boyunca bu kimyasala maruz kalması anlamına geliyor. 

Sonuç olarak, bu konuda ellerinde sadece gözlemsel veriler bulunan araştırmacılar, kahvenin hamileliği etkileyip etkilemediğini ve etkiliyorsa bunun nasıl gerçekleştiğini tam olarak saptamanın zor olduğunu söylüyorlar. 

Discover Magazine


Yorum bırakın

E-posta adresiniz paylaşılmayacaktır..

Bunları da beğenebilirsiniz