Biyoloji

Tıbbın Kadınlara Olan Yaklaşımının Sonuçları Ağır

Tıbbın kadınlara olan yaklaşımının sonuçları ağır. Söz konusu acı ve ağrı olduğunda erkeklerin son derece zayıf olduklarını düşünenlerden olabilirsiniz. Ama görünen o ki bu doğru değil ve kadınların acı eşiği daha düşük. Örneğin, bir kadın ve bir erkeği alıp ellerinin üstüne bir parça buz koyup beklemeye başlarsanız, neredeyse kesin olarak kadının acıdan ilk şikayet etmeye başlayan taraf olacağını görebilirsiniz. 

Tabii ki her acı bir değil, ama kadınların durumu kesinlikle daha kötü. Bugüne kadar yapılan birçok deneyde, araştırmacılar kadınların elektrik şoklarına, kas ağrılarına, sıcak ve soğuğa ve çok acı bir şey yemenin yarattığı rahatsızlık hissi gibi acı kaynaklarına karşı erkeklerden çok daha fazla duyarlı olduklarını gösterdiler. 

Eğer bunu duymak sizi şaşırtıyorsa yalnız değilsiniz. Çünkü yapılan anketler hala kadınların üçte ikisinin erkeklerin acıyı kendilerinden daha fazla hissettiklerini düşündüklerini ortaya koyuyor. 

Tüm bunlar erkeklerin daha güçlü olduklarını kanıtlamak için olan saçma söylemler değil; tersine sağlıkçıların kadınların hissettiği acı ve ağrıları tedavi etme yollarını geliştirmeleri için ciddi ve önemli bir çağrı. 

Dış Görünüşe Bağlı Ön Yargı

Aslında her şey evde başlıyor. Yapılan çalışmalara göre, kadınlar doktora gitmeden önce kendilerini düzgün, bakımlı ve hatta alımlı göstermek için erkeklerden daha fazla çaba harcıyor. Ve bu büyük bir hata olabilir. 

Yapılan birçok çalışma, doktorların farkında olmadan alımlı ve bakımlı bir kadının söylediği kadar acı hissediyor olamayacağına karar verdiğini ortaya koymuş durumda. Öyle ki, araştırmacılar 362 hemşireye kadınların acıya olan dayanıklılıklarının daha az olduğunu düşünüp düşünmediklerini sorduklarında, hemşirelerin sadece yüzde 10’undan evet cevabı aldılar. Hemşireler hastaların ağrı kesiciye ihtiyaçları olup olmadığını, bilinçaltı düzlemde onların rahatsızlıklarını ne kadar belirgin bir şekilde dışa vurduklarına bakarak değerlendiriyorlar. 

İşte yapılan araştırmaların hemşirelerin erkek hastaların ağrılarının tedavisi için daha fazla zaman ayırdıklarını göstermesinin nedeni de bu. Ve yine bu nedenle, ameliyatın ardından uyanan kadınlara daha az ağrı kesici veriliyor.  Yani cesur bir tavır takınan kadınların elde ettikleri tek şey, daha uzun süreler boyunca, daha az ağrı kesiciyle, daha fazla acıya ve ağrıya katlanmak oluyor. 

Dahası, kadınlar ve hissettikleri ağrı hakkındaki bu basmakalıp inanışlar, onlara tehlikeli psikiyatrik teşhisler konulmasına bile neden olabiliyor. Ameliyat ardından ağrı şikayeti olan bir kadına ağrı kesici yerine sakinleştirici verilmesi, bir erkeğe oranla daha olası oluyor. Yapılan çalışmalar, hastanedeki bir kadının yan odasında yatan bir erkekle aynı kronik ağrıyı deneyimliyor olabileceğini, ama kadına “histriyonik kişilik bozukluğu” teşhisi konulmasının daha muhtemel olduğunu gösteriyor. Yani diğer bir deyişle, doktorlar kadının aşırı duygusal, abartılı ve ilgiyi üzerine çekme odaklı davranışlar sergilediğine inanıyorlar. 

Belirti Farklılıkları Erken Ölümlere Yol Açıyor

Kadınların ve erkeklerin acıyı veya ağrıyı deneyimleme şekillerindeki farklılıklar, özellikle de konu kalp hastalıklarıyla ilgili olduğunda, neredeyse kesinlikle erken ölümlere yol açıyor. 

Kadınlar kalp krizi geçirdiklerinde, erkeklerde görülen klasik göğüs ağrısı belirtisi yerine, kürek kemiklerinde, çenelerinde veya boyunlarında rahatsızlık ya da ağrı hissedebiliyorlar. Bunlara ek olarak, karın ağrısı ve mide bulantısı da kalp krizinin kadınlarda görülen klasik belirtilerden. İşte bu da, dikkatsiz bir doktorun yanılmasına ve kadınlara yanlış teşhis koymasına neden olabiliyor.

Üstelik ilaçların çoğu da ağırlıklı olarak erkekler üzerinde test ediliyor. Toplumun yarısından fazlasını oluşturmalarına ve kardiyovasküler hastalıklar nedeniyle ölmeleri erkeklere oranla daha olası olmasına rağmen, kadınlar klinik kardiyovasküler ilaç denemelerinde daha az yer alıyorlar.  

55 yaş ve altında kalp krizi geçiren erkeklerin hayatta kalma oranının, aynı durumdaki kadınlardan iki kat fazla olması da işte bu nedenle pek de şaşırtıcı değil. 

Tıbbi Yaklaşımların Cinsiyete Göre Şekillendirilmesi Önemli

Erkekleri ve kadınları farklı şekillerde etkileyen birçok hastalık bulunuyor. Örneğin, hepatit C ağırlıklı olarak kadınlarda baş gösteriyor; kadınlar ilaçların yan etkilerini daha fazla deneyimliyor ve otoimmün hastalıklara erkeklerden daha fazla yakalanıyor. Kolon kanseri de kadınlarda erkeklerde olduğundan farklı bir şekilde ortaya çıkıyor. 

Listeyi daha da uzatmak mümkün ama tüm bunlara rağmen, tıp açık fizyolojik farklılıklar dışında kadın ve erkekleri aynılarmış gibi tedavi etmeye devam ediyor. 

Bugüne dek bu konuyu ele almaya yönelik olarak harcanan gayretler pek de başarılı sonuçlar vermedi ve durumun kısa süre içinde hızlıca değişeceğini de görecek gibi değiliz. Verilen tıbbi eğitimlerin büyük bir bölümünde bu konu ve bu konuya bağlı olarak yaşanan sorunlar atlanıyor. Diplomasını eline alan hiçbir tıp öğrencisi, kendisini bu sorunu ele almak konusunda donanımlı hissetmiyor. 

Konu ağrı veya acı olduğunda kadın olmanın sadece birkaç avantajı bulunuyor. Bunlardan birisi güzel bir kokunun kadınların dikkatini çektikleri ağrıdan uzaklaştırması. Ve bu taktik erkeklerde işe yaramıyor. Bir diğeriyse, morfinin kadınlarda daha iyi sonuçlar vermesi. Kadınlar için var olan bir umut ışığı da, yapılan çalışmaların doktorların kendileriyle aynı cinsiyette olan hastalara daha fazla ağrı kesici verme eğiliminde olduğunu gösteriyor olması. Yani yapılan çalışmaların önümüzdeki birkaç sene içinde dünyadaki kadın doktorların erkek doktorların sayısını geçeceğini gösterdiği göz önüne alındığında, kadın hastaların en azından şimdikinden biraz daha iyi bir durumla karşı karşıya olabilecekleri düşünülebilir. 

 
Discover Magazine


Yorum bırakın

E-posta adresiniz paylaşılmayacaktır..

Bunları da beğenebilirsiniz