Biyoloji Sağlık

Obezite ve Çevresel Faktörler

Obezite ve çevresel faktörlerin ilişkisinden önceki yazılarımızda bahsetmiştik. Obeziteye sebep olanın sadece iradesizlik olmadığını, başta anne ve babanın maruz kaldığı çevre olmak üzere beslenmenin önemini vurgulamıştık. Bu yazımızda da obeziteye neden olan kimyasallardan ve kilo vermede epigenetiğin öneminden bahsedeceğiz.  

Bisfenol A, gelecek nesillerin obezitesini belirliyor

Epigenetik değişimlerin sonraki nesillere aktarılabildiğini ve çevresel faktörlerin etkisini gösteren bir örnek, Aguti fareleri üzerinde yapılan meşhur deneydir. Epigenetiğin köşe taşı niteliğinde olan bu çalışmada yiyecek ve içeceklerde, biberonlarda, diş hekimliği malzemelerinde bulunan, plastik yapımında kullanılıp güvenilirliği tartışmalara konu olan  ve yağ dokuda biriken östrojen benzeri bir kimyasal bileşik olan Bisfenol A’nın etkisi incelenmiştir.  Aguti farelerinde Bisfenol A verildiğinde bu kimyasal metilasyonu azaltarak doğum öncesinde kimyasala maruz kalan farelerde Aguti geninin normalden daha fazla ifade edilmesini sağlıyor. Bu fareler kahverengi yerine sarı kürk rengine sahip bir şekilde doğup obezite, diyabet ve tümör geliştirmeye daha yatkın oluyor. Bu etki gelecek nesillere de aktarılabiliyor. Söz konusu deney çevresel faktörlerin hamilelikteki önemini ve gelecek nesillere aktarılabileceğini vurguluyor. 


Bisfenol A, Aguti geninin fazla ifade edilmesine sebep olarak farelerin şişman ve sarı kürk renkli olmasını sağlıyor

Kimyasallar obeziteye sebep olabilir mi?

Beslenme, kimyasallar ve stres gibi çevresel faktörlerle yakından ilişkili olan obezite vakalarındaki aşırı yükselmeyle endüstriyel kimyasalların kullanımındaki artışın aynı döneme denk gelmesi, hormonel sisteme zarar veren kimyasalların vücudun kilo kontrolü mekanizmasına zarar verebileceği fikrinin ortaya atılmasına sebep olmuş. 2006’da ise bu düşünce “obezojen hipotezi” olarak kalıplandırılmış. Hipotezi ortaya atan Grün ve Blumberg, “obezojen” terimini yağ dengesiyle uygun olmayan bir şekilde etkileşime geçerek yağ üretimine yol açan kimyasallar olarak tanımlamışlar. Birçok ağır metal, çözücüler, pestisitler ve organik fosfatlar obezojenlerdendir. Obezojen çeşitlerinin etkileşim mekanizmaları birbirinden farklı ve oldukça kompleks olabilir. Obezojenlerin etkisi ayrıca cinsiyete, maruziyet zamanına ve genetik yatkınlığa göre de farklılık gösterebilir. Özellikle anne karnındaki aşamada kimyasallara maruziyet daha olumsuz sonuçlar doğurabiliyor. Örneğin annenin sigara kullanımıyla ile çocuktaki obezite riskindeki artış arasında bağlantı kurulmuş. Aguti deneyinde de görüldüğü gibi obezojenlere maruziyetin etkileri gelecek nesiller boyunca görülmeye devam edebiliyor. Uçak yakıtları maruziyeti ile sıçanlar üzerinde yapılmış 2013’te PLOS ONE’da yayımlanmış bir deney de nesiller arası geçişi gösteriyor. Bu deneyde de  uçak yakıtına maruz kalınan sıçanlarda böbrek hastalıkları, obezite, testis ve yumurtalık hasarları tespit edilmiş. [Elde edilen bilgiler sentetik kimyasallar konusunda çok dikkatli olmamız gerektiğini gösteriyor. Sürekli kullanmakta olduğumuz ancak etkisi henüz keşfedilmemiş kimyasalları çevremizde bulunduruyor olabiliriz. Ayrıca bilim insanları, şişmanlama sırasında maruz kalınan obezojenlerin hormonel fonksiyonu bozması dışında yağ dokuda birikmesi konusunda da endişe duyuyor. Yağ dokuda birikmiş olan zararlı içeriklerin kana salınmasının tümör oluşumuna sebep olabileceği düşünülüyor. 

Kaynaklar: 

Lopomo, A., Burgio, E., & Migliore, L. (2016). Epigenetics of obesity. In Progress in molecular biology and translational science (Vol. 140, pp. 151-184). Academic Press.

Burgio, E., Lopomo, A., & Migliore, L. (2015). Obesity and diabetes: from genetics to epigenetics. Molecular biology reports42(4), 799-818.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz paylaşılmayacaktır..

Bunları da beğenebilirsiniz