Yeme Bozuklukları Kaderimiz Mi?

1
196

Ülkemizde ve dünyada milyonlarca kişinin mücadele ettiği yeme bozuklukları, diğer psikiyatrik hastalıklardan daha fazla hayati risk taşıyor. Örneğin anoreksiya vakalarının yaklaşık yüzde 5’i ölümle sonuçlanıyor.

Sağlık kuruluşlarının bilgilendirmeleri sayesinde artık yeme bozukluklarının beyinden kaynaklanan bir rahatsızlık olduğu birçok kişi tarafından anlaşılmış olsa da halkın genel kanısı bu bozuklukları yaşayan kişilerin dikkat çekmeye çalışan, güçsüz insanlar olduğu ve hastalığın da önemsiz olduğu şeklindedir.

Konuyla ilgili Plos One’da yayımlanan bir makale, bu inanışın doğru olmadığını ortaya koydu. Çalışmada yeme bozukluğu teşhisi koyulmuş 95 kişinin genomu değerlendirildi ve iki gruba ayrılmış 430 genin yeme bozukluğuyla ilişkili olduğu belirlendi.

Arkasındaki genetik boyutun gösterilmesi, sanılanın aksine yeme bozukluklarının biyolojik arkaplanı olan ve güçlü bir rahatsızlık olduğunu gösteriyor. Bu yeni çalışma, yeme bozukluğu geliştirme riskinin büyük ölçüde genetik olduğunu ve genlerin hasarlı kopyalarını taşıyan hastaların yeme bozuklukları geliştirmeye daha yatkın olduğunu belirten önceki çalışmaları destekler nitelikte. Hangi genlerin hasarlı olduğunun anlaşılması hastalığın tedavisi için geliştirilecek yeni yöntemlere de olanak sağlıyor.

Bu çalışmada yeme bozukluğu olan kişiler iki gruptan oluşuyor. İlkinde hasarlı genler bağırsak nöropeptitlerini etkileyip iştahı, besin alımını ve besinlerin sindirimini kontrol etmektedir. Bu durum kişileri sürekli yemek yemeye yatkın hale getirir.

İkinci gruptaki bireylerin ise bağışıklık sistemi ve enflamasyonun fonksiyonuyla ilgili genlerinde hasar bulunmakta. Araştırmacılar, otoimmün rahatsızlıklarla yeme bozuklukları arasındaki ilişkinin gösterilebilmesi için ileri çalışmaların yapılması gerektiğini düşünüyor.

Yeni çalışma, çevresel etkenlerin yeme bozukluğunu tetikleyebileceği bilgisiyle de uyum gösteriyor. Hızlı kilo verme diyetleri, aşırı egzersiz ve tıbbi rahatsızlıklar gibi çevresel etkenler yiyecek alımını etkileyerek genetik olan yeme bozukluklarını tetikleyebilmektedir.

Biyolojik tarafının tespit edilmesi hastalıkla mücadele edilebilmesi için umut doğuruyor. Biyoloji kader değildir, hastalığı tanımak tedavi yöntemlerinin etkisini arttıracaktır.

Kaynak: Scientific American, 28 Ağustos 2017

1 YORUM

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here