Hayalet Uzuv Sendromu ve Travma: “Siz Hiç Olmayan Kolun Ağrısını Çektiniz Mi?”

1
907

Beyin, doğumundan bu yana dünya, ötekiler ve kendisi ile ilgili öğrendiklerini sıraladığı bir kütüphane dizayn eder. Ben nasıl biriyim? İnsanlar nasıl varlıklar ? Dünya nasıl bir yer? Hepsinin yanıtları, genel hatları ile mevcuttur arşivinde. Bisiklete binerken ayağımızı hangi açı ile pedala atacağımızı bilinçli olarak hiçbir zaman düşünmememiz gibi artık duygusal adımlarımızı atarken de bu üç sorunun cevabını tekrar tekrar hesaba katmayız. Yorum yapacağımız her durumda, kütüphanemizden bu üç sorunun yanıtını çıkartır beyin ara yüzümüz: Ben nasıl biriydim? Dünya nasıl bir yerdi? İnsanlar nasıl varlıklardı? Ve hayattaki boşlukları, yeniden tekrar tekrar keşfe çıkmadan ön bilgilerimize göre tamamlarız. Dolgu maddesi gereken her durumda kendi arşivimizdeki bilgiler ile gerçekliği tamamlarız. “Dünya nasıl bir yerin cevabı: tehlikeli” diye kayıtlı ise arşivinizde; yeteri kadar kanıt olmasa da yolda gördüğünüz karartıya hırsız dersiniz mesela.. Ön kabulleriniz, hayatınızı “kolaylaştırır” ve eksik bilgileri eski öğretilerinizle telafi eder.

Bu boşluk doldurma ve amerikayı baştan keşfetmeme kurnazlığı her zaman lehine olmaz tabi insanın. Hiç güncellenmeyen bir kütüphane kolaycılığının astarı yüzünü geçer bir süre sonra. dezavantajları, avantajlarını sollar. Boşluk doldurmalar, bir süre sonra sürekli kendini tekrarlayan bir hikayeye ve iç tutarlılığı olan bir ilüzyona evrilebilir.

Beyin dünyayı bir kere tehlikeli bir yer olarak kodladıysa.. Her yan bakan, kötü niyetli her karaltı, kara kedi her belirsizlik, risk anlamına gelir mesela. Nötr olan tüm olaylar zihnimizin önceki bilgilerinin rengine bulanır. Dünyanın güvenli olduğu yerlerde de dünya güvensizmiş algısı sürdürülebilir bu yüzden kolaylıkla.

Hikaye, bununla sınırlı kalmaz. İnsan, kütüphanesinde bir sürü kategori ve klasör vardır. A klasörüne iyi insanları koyarsın, kötüleri B klasörüne… Kurtarıcıları ve kurtulacakları C klasörüne, gibi binlerce kategori yaratırsın.. Ancak hayat, bu sınırlı klasörlere yerleştirilemeyecek kadar çeşitlidir. Hele ki bazen ortalamadan sapan olaylar deneyimlediğimizde beynimiz, olan bitenleri hangi klasöre yerleştireceğine şaşırabilir. Örneğin hem iyi hem kötü olanı, hem sevip hem kızdığını, hem güvenilir hem güvenilmez yönleriyle insanı hangi kategoriye sokacağını bilemez kategorik insan beyni.

Travmayı travma yapan da biraz budur işte. Belki de bunun daha keskin versiyonları. Dünya ile ilgili hiçbir yere yerleştiremediğimiz nur topu gibi bir bilgimiz olur travmatik olaylar yaşadığımızda. Dünya ile ilgili ümit ederken bir tarafımız aslında aynı anda nasıl da keskin bir zulüm olduğunu, hayatta içten içe adeleti umarken aslında haksızlığın da nefes aldığını ya da bizim başımıza hiç gelmez zannederken tehlikenin yanı başımızda olabileceğini kavratır, travma. Bu, ikircikli bilgilerle böylece yüzleşiriz.

Ve travmadan sonra hiçbirşey aynı kalmaz. Öyle bir bilgi girmiştir ki kütüphanemize. A dosyasına koysanız olmaz, B’den de taşır çünkü bazı özellikler.. B’ye koysanız A’ ya benzeyen yanları da vardır.. Çiçek dosyasına koysanız yarı hayvandır, hayvana koysanız yarı bitkidir mesela.. A-B arası bir dosya açsanız, kütüphanedeki bütün sıralama kayar bu defa da.. Travma, arşivinizi topluca revize etmenizi, klasörleri toptan bir gözden geçirip uncellemenizi gerektirir.. Dengeler değişir, roller yeniden dağıtılmalıdır. Çok iyiler, az iyi olacaktır belki, ya da zalimler az kötülere dönüşür. Sıralamalar, değişir. Çoğu bilgi, çöpe gider, çoğusu da değişir.. Bir dolu yeni ekleme gerekmektedir.. Yani travmadan sonra, kalmaz hiçbirşey aynı. Beyninizin, ekonomi kanunu bozulmuştur ve yorulmaktadır.

Bu yeniden yerleştirmeyi yapamadığımızda zaman, o travma döneminde dondurulmuştur adeta. Sahne tekrara girer. Plak takılır. Kolunuzu kaybetmişsinizdir ama ağrısı hala vardır. Tamamlanmamış işleriniz, webte açık kalan sekmeler gibi pilinizi tüketir ve tekrar tekrar açılır, sisteme virüs girmiştir.

Hayalet uzuv sendromunu hayal edelim mesela. Kaza sonrası bir uzvunuzu, örneğin, bir elinizi kaybettiğinizde, olmayan elinizin ağrısını, parmak haraketlerinizi hatta dokunuşunu hissetmeye devam ettiğiniz bir sendromdur; hayalet uzuv sendromu. Beynin kayba direnişi, olmayan ele veda edemeyişi, ağrısıyla bile olsa varlığını sürdürmeyi yokluğuna yeğleyişi. Bir organ kaybedildiğinde ağrısının devam edişi…

Hayalet uzuv sendromu, bu anolojide, aslında kaybedilen birşeyin “kaybedilemeyişi”. Bir yakının ölüşü, bir sevgilinin gidişi -gidemeyişi- hayalet bir uzuv gibi hayatınıza yerleşebilir. Oysa ne bir el vazifesi goruyordur, ne tutup birşeyi kaldırmanıza yardımcıdır, ne de birşeyin ucundan tutuyordur artık.. Ancak beyin, cekmeye gonullu oldugu acısıyla sanki hala varmış yanılsaması yaratır ve yokluğu reddeder. Uzayan kederler, bitemeyen yaslar, depresyona evrilen kayıplar, yüzleşemediğimiz kaybın hala nefes aldıgıyla ilgili sanal bir algı yaratır. His varsa kol da vardır, agrısı varsa el de vardır ve kapanmayan bir yara varsa giden de kalmıştır aynı zamanda.

Yani beynin varı yok olarak yeniden kodlayamayışı, salt iyiye kötüyü ekleyemeyişi, beyaza siyah siyaha beyaz katamayışı.. Çelişkileri birbiri içinde harmanlayamayışı.. Bilgilerin yeniden düzenlenip güncellenememesi, kaybın kabul edilemeyişi, yasın tutulamaması ve eski dünya ile yeni deneyimin sentezlenememesi, travma paketine dahildir.

Hayalet uzuv sendromunu’na geri dönecek olursak; uzmanlar nasıl iyileştirmişler bu sendromu ? ; “Mirror Box” denen bir icatla.

Mirror box, yani aynalı kutu, olmayan sağ elinizi ve olan sol elinizi aynı anda karşılıklı içine yerleştirdiğiniz her tarafı aynalı bir kutu demek. Oyle ki, sol kolunuzun devamı, aynalar aracılıgıyla sağ kolunuza yansıdıgında beyinde sag kolun gercek ve yeni bir devamı varmış algısı yaratıyor. Ve ağrısı hissedilen ama aslında yok olan elinizin tamamlanmamış hikayesi bu yeni deneyim örgüsüyle tamamlanıyor. Beyin, aynalar aracılığıyla bu kopan elin devamı var gibi algıladığında ve adapte olamadığı yeni görüntüyü son bir kez zihinde tamamladığında elin yerinde olmayışı beyin tarafından kabul edilerek artık olmayan uzvun ağrıları hissedilmiyor.

Bu bir analoji olarak kullanıldı tabi.. Ancak bilinen birşey ki tamamlanmamış hikayeler çözümlenmemiş travmalar olabiliyor. Bir sevilememe hikayesi, aldatılma, zarar görme, şiddet.. Yarıda kalmış ve yerlerini alamamış tüm hikayeler açık sekmeler gibi enerjimizden yiyor. Fakat mirror box görevi görebilecek onarıcı deneyimler travmanın da tamiri demek. Bu bazen bir psikoterapi süreci, bazen anlayan bir dost, bazen onaran şefkatli bir sevgili ya da üretilen bir iş.. Hepsi aynalı bir kutu gibi paralel evrendeki hikayeleri tamamlamamıza yardımcı olabiliyor. Bu hem eski hikayenin değişen uzantıları demek hem de dünya ile ilgili bilgilerin yeniden güncellenmesi. Aslında hayatta hem iyinin hem kötünün yan yana olabileceğini zihnimizde sentezleyen yeni deneyimler bizi bölünmüş klasörlerden kurtarıyor. Siyah ve beyaz diye iki dosya olmuyor da mesela siyahla beyaz arasında 100 tane klasör bulunuyor her bir olayı anlamlandırıp içine yerleştirebileceğimiz.

Yeni ve onarıcı deneyimler, düzeltici ilişkiler, taze keşifler, tamamlanmamış hikayelerimizi, çözümlenmemiş çatışmalarımızı, hazmedemediğimiz yeni bilgileri, gidemeyiş ve bitiremeyişleri bütünlemeye yardım ediyor.

Deneyime açıklık, gönüllülük, cesaret ve merak, aynalı kutuların dört bir duvarı gibi.. Yarım kalmış, gidememiş, bitirilememiş, hazmedilememiş hikayelerimizi tamamlayabilmek için düzeltici bir hikaye yaratma şansı sunuyor.

Uzm. Psk. Hilal Bebek

 

1 YORUM

  1. Çok hoş bir yazı.Tebrik ederim…
    Kişiliğimiz,dünyayı algılayışımız,hayallerimiz,amaçlarımız belki de hep o tamamlanmamış hikayeleri tamamlama uğraşı sürecinde olduğumuz,edindiğimiz şeylerdir.
    Kabullenme bu yüzden iyileştirici bir adım.Kabullenmeme belki de tüm yaşam projemizi bir hayale yatırmamıza sebep oluyor.
    Ama insan kabullenmekte zorluk çeken bir varlık,inatla kaybettiği cenneti yeniden elde etmek istiyor,çünkü daha iyiyi bir kere tanıdıktan sonra insan daha az iyiyle yetinemez.Bu yüzden bazı şeyleri kabullensek bile yine başka başka şeyleri kabul edemeyip hayaller peşinde koşarız.Bir anlık umuttur yaşamak.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here