Psikoterapide “Değerler” Meselesi: Değerler Hissedilen Acının Yönünü Belirler

0
480
Manevi değerler ve psikoterapi

Değerler mevzusunun psikoloji alanı tarafından ihmal edildiği kanısındayım.  Birazcık geriye dönüp baktığımızda  kuramsal anlamda Maslow, Ellis, Viktor Frankl gibi bazı kuramcıların bu konuya sahip çıktığını, yakın zamanda ise Steven Hayes’in teori ve pratikte değerler mevzusuna diğer bazı ekollerden daha fazla ehemmiyet verdiğini görebiliriz. Yine de teori ve pratikte, sağlıklılık ve sağlıksızlığı açıklarken ya da terapi ve bireysel onarımı formuluze etmeye çalışırken “Değerler” faktörünü nereye koyup nasıl işleyebileceğimizi çok da iyi bilmiyoruz. Bir takım etik sorunlar,  metodolojik problemler, ölçülebilirlik ile ilgili meseleler, subjektivitiye kapılma ve konuyu saptırma riskleri  gibi unsurlar “Değerler” mevzusundan kaçınmamızı anlaşılır kılabilir. Ancak inkar edemeyeceğimiz şey, onarım ya da yaralanma söz konusu olduğunda “Değerler” unsurunun tahmin ettiğimizden çok daha etkin bir biçimde merkez üssü rolü oynadığıdır.

Bağlamsal ve Kavramsal Kendilik Kavşağında Değerler;  “Bir ben vardır benden içeri.”

Konuyu biraz daha başa saralım. Bazı kuramlar, kendiliği iki yapılanma türü ile açıklıyorlar. Kavramsal kendilik ve bağlamsal kendilik (bkz. Kabul ve Kararlılık Terapisi). Kavramsal kendilik, genel olarak çoğumuzun kendimizi ondan ibaret sanma eğiliminde olduğumuz kendilik biçimimiz. Kendimizle ilgili düşüncelerimiz, duygularımız, yaşadığımız olaylar, insanların görüşleri, ilişkilerimizin niteliği, tanımlamalar, etiketler, sıfatlar, kavramlar, kısacası sözler, sözler, sözleri içeriyor…  Eğer kavramsal kendilik modunda yaşantılıyorsak tüm hayatımızı bu durumda dış dünya tarafından boşaltılıp doldurulan, daha kaygan bir zeminde ve daha ince iplikler ile ucundan tuttuğumuz bir kendilik algımız var demektir.Kim ne dedi ? Ben kendimle ilgili ne düşünüyorum? Ne hissediyorum? Ne oluyor? gibi soruların cevaplarını vermekte. “Başarılıyım”, “aptalım”, “yalnızım”, “yorgunum”, “bencilim”, “reddedildim”, “istenmedim”, “kabul edilmedim”, “beceremedim”, “sakarım”, “mutsuzum”, “kaygılıyım”, “öfkeliyim” vb. gibi bir dolu sözel materyali barındırmakta.

Süreğen bir biçimde akan, değişen, giden ve yenisi gelen tüm bu materyal,  santranç tahtasının üzerindeki taşlar gibi sürekli olarak azalır, artar, bir taraf diğer tarafı yener, turlar tekrarlanır, kazananlar bu defa kaybeder fakat santranç tahtasının üzerinde hep bir akış ve devri daim söz konusu olur. İşte kavramsal kendiliğimiz, tam olarak santranç tahtası üzerindeki bu taşlardır. İyi ve kötü sözler, pozitif ve negatif duygular, düşünceler.. Ve bizler,  siyah-beyaz  santranç taşları  üzerinden nasıl biri olduğumuzu algılamaya, puanlamaya ve tanımlamaya çalışırız.  Peki santranç taşları biz isek, santranç tahtası kimdir ?   (Santranç metaforu,  Steven Hayes’e aittir)

Bağlamsal Kendilik. Ben’i Gözlemleyen “Ben”.

Bağlamsal kendilik, işte tam da bu noktada devreye girmekte (başka bir deyişle gözlemleyen kendilik). Bağlamsal kendiliğimiz, tahtanın ta kendisidir.  Kendiliğimizin genel olarak çok da farkında olmadığımız bir başka yönü. Üzerindeki  taşlarla kıyaslandığında görece daha stabil, sabit, sağlam ve yerli yerinde bir zemini temsil ediyor.  Yaşam değerlerimiz gibi uzun vadeli, kalıcı ve soyut hatlarımızı içermekte ve değerler bağlamsal kendiliğin önemli bir hattını oluşturmakta.

Değerler;  dürüstlük, çalışmak, yardımseverlik, affedicilik gibi ulaşıldığında bitmeyen, elde edildiğinde tükenmeyen bitimsiz ve sahip olmayı değil de “olmak” halini temsil eden ve bağlamsal kendiliğin önemli bir parçası olan “pusula”mızdır. Herkesin seçeceği değerler birbirinden farklı olabilir.  Değerler, evrensel değillerdir ve kişisel seçimler ile belirlenirler. Ancak  bilinçli ya da bilinçsiz hepimiz değerler noktasında seçim yapar, kimimizin bu değerler ile bağlantısını silikleştirir, unuturken kimimiz de bu  bağlantıyı farkındalıklı bir biçimde yürütmeye devam ederiz.  Ve insan, kavramsal ve bağlamsal kendiliğin bütünüdür. Kendimizi sadece birinden ibaret olarak algılamaya  veya tanımlamaya başladığımızda psikolojik sorunlar baş gösterir ve  esnekliğimizi yitirmeye başlarız.  Sağlıklı insan, kavramsal kendilik ile bağlamsal kendilik arasında köprü kurabilmiş, birinden diğerine esnek geçişler yapabilen ve bir tarafta kutuplaşmamayı sağlayabilmiş kişidir.

Değerler; hedefler, arzular ya da amaçlar ile karıştırılmamalıdır. Örneğin, sınıfı geçmek, bir yaşam değeri değil hedeftir. Para kazanmak, terfi etmek, ünlü olmak da aynı şekilde. Tüm bunlar, ulaşıldığında biten ve tükenen, sahip olma halidirler. Oysaki değerler, ulaşıldı mı bitmeyen bir “olma hal”ini temsil ederler. Eğer şefkatli biri olmak gibi bir yaşam değeriniz  var ise yüzlerce defa şefkatli davranabilir ancak şefkatli olma değerini tüketemezsiniz. Dolayısıyla ulaşıldığında, sınırsız sayıda kullanımına rağmen tükenmeyen tek kaynak değerler kaynağıdır. Ve bu çeşme size her susuzluğunuzda su yetiştirecek kadar geniştir.

Fonda Ne Çalıyor?

Değerleri, zemine yayılmış bir fon gibi düşünün. Duygularınız, düşünceleriniz, yaşadığınız olaylar, insanlar ile ilişkileriniz, başarılarınız, kayıplarınız, bu  fonun üzerinden akıp giden figürlerdir. Ve bu figürlerin hangi şekli alacağını, fon üzerinde ne kadar kalacağını, neyin ön plana çıkıp neyin geri planda duracağını zeminin yapısı belirler.

Örneğin,  yukarıdaki zemini beyaz kabul ettiğinizde üzerinde ki figür vazo şeklini alırken, siyah kabul ettiğinizde birbirine dönük iki insan yüzüne dönüşecektir. Burada olduğu gibi zemindeki değerlerinizin ne renk olduğu ve ne olduğu, üzerinde ki figürün şeklini belirleyecektir.

fonda

Acınız Neye Hizmet Edecek?  Elmas mı Olacak Kömür mü? 

Acı çeken farklı insanları düşünelim. Fakirlik çeken, eşinden ayrılan ya da fiziksel bir hastalığı olan insanları. Bu insanların içlerinden birçoğu depresyona girebilir veya psikolojik         olarak yara alabilir, gerileyebilir. Diğer yandan ise acı çektiği, travmatize olduğu ve bir stresöre maruz kaldığı halde, psikolojik gerileme yaşantılamayan hatta büyüyen, olgunlaşan insanlar da mevcuttur. Peki benzer dozlardaki acılar, insanlarda gerileme ya da büyüme gibi iki ayrı sonucu hangi unsurların devreye girmesi ile sağlamaktadır?  Üzerinde tartışabileceğimiz birçok faktör olması ile birlikte değerler, sayılabilecek faktörlerin en önemlilerinden bir tanesidir.  Karbon elementinin  farklı bağlantılar kurarak kömüre ya da elmasa dönüşmesi gibi, değerleriniz, karbonunuzun elmas mı yoksa kömür mü olacağı ile ilgili zincirleri kuracaktır.

Logoterapi’nin kuramcısı Victor Frankl, Nazi Kampında esir düşen fakat yaşamın anlamını neredeyse orada bulan, değişen, büyüyen, olgunlaşan insanlardan bahseder. Aynı kampta intihar eden birçok olgu da mevcuttur. Benzer koşulların farklı sonuçlar ile sonuçlanmasının nedenlerinden biri,  kişilerin zeminlerinin yaşam değerleri ile döşenmiş olması ve bunlar ile bağlantıda kalabilmeleridir. Bu,  bağlamsal kendiliğinin aktivasyonu anlamına gelir. Örneğin, “Yardım Etme” gibi bir değeriniz var ise ve bununla bağlantıda iken yaşanıyorsa sıkıntılarınız, bu zeminin üzerinde “acı”, “açlık”, “güçlük” gibi figürler, sizin için “yardım etme” değerinize hizmet etme fırsatları olarak algılandığında farklı şekillere bürüneceklerdir.  Bu durumda başta beyin tarafından ceza ve acıdan ibaret olan güçlükler artık bütünüyle olmasa bile bir yönüyle manevi haz yolaklarınızı uyaran ödüllendirici uyaranlara dönüşeceklerdir.  Zeminizde komformizmin olduğu bir bağlamda yaşayacağınız sıkıntının şekli dikenli bir kaktüs halini akacak iken yardımseverlik zemininde aynı figür,  “anlamlı”, “büyüten” ve haz enjekte eden iğne şekillerine dönüşebilir.

Mesela eğer zemininiz, “sahip olma” temaları ile döşeli ise ve değerlerinizin üzeri tozlanmışsa..  Bu durum, acı ile başa çıkmanızı zorlaştırabilir. Eğer “haklılık” “sahip olmak” “tüketme” “karşılıklılık” “komformizm”  den oluşan bir desen var ise fonda.  Eğer beklentim, mümkün olduğunca takdir, sevgi, övgü ve  ilgiye sahip olmaksa. O halde yaşadığım herhangi bir başarısızlık, bu zemin üzerinde dehşet verici bir şekle bürünecektir.  Diğer taraftan zeminde, “tolerans”, “hoşgörü”, “rıza”, “kabul”, “cesaret”, “azim”, “sabır” gibi değerler mevcutsa ve biz sıkıntı karşısında değerlerimiz ile paralel bir duruş sergileyebiliyorsak, o halde bu  zemin üzerinden geçen ve sıkıntı adı verdiğimiz figürler,  “fırsat”, “deneyim”, “tecrübe” veya “büyütücü deneyim” gibi  bedenlere sahip olacaklardır.

Ödül mü, Ceza mı ?

Bu perspektiften bakıldığında, değerler, beynin ödül ve ceza mekanizmasını yönlendiriyor. “Şefkat Odaklı Terapi” nin kuramcıları, değerler ve nörobiyolojik faktörler ile ilgili araştırmalar yapmışlardır. Bulgular, değer odaklı yaşamanın beyindeki ödül sisteminin aktivasyonunu arttırdığını göstermekte ve ödül-ceza sistemininde değişiklikler yarattığına işaret etmektedir. Örneğin; hoşgörülü olmaya duygusal yatırım yapan birinin yaşayacağı saygısızlık, eğer bu saygısızlık karşısında hoşgörülü olabilirse ödül mekanizmasını devreye sokacak ve özgüvenini normal şartlarda olumsuz etkilemesini beklediimiz deneyimin ters yönde hizmet etmesini sağlayacaktır. Yani yaşanan deneyimin ödül mü yoksa ceza mı olacağını son tahlilde değerlerimiz belirlemektedir.

Yazar: Uzm. Psk. Hilal Bebek

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here