Nedensellik Sorunu Bağlamında GAZZÂLÎ ve DAVID HUME

0
1527

Gazzâlî on birinci yüzyılda yaşamış bir din adamı olup, getirdiği eleştirileri ve düşünceleri din çerçevesi içinde yapmaya gayret emiştir. David Hume ise on sekizinci yüzyılda yaşamış bir filozof olarak, getirdiği eleştiri ve düşüncelerini epistemolojik (bilgi felsefesi) çerçevede gerçekleştirmiştir. Farklı kültürlerde yetişmiş bu iki düşünürün nedensellik hakkındaki görüşleri benzerlikler barındırmaktadır.

Gazzâlî’nin şüpheci düşünürler ile benzerliği

Gazzâlî’nin şüpheciliği ile benzer iddiaları olan filozoflar arasından en önemlileri: Augustinus, Montaigne, Pascal, Descartes ve Hume’dur. Bunlardan Gazzâlî ile Augustinus’u(M. 354-430) en güzel şekilde karşılaştıran Heinrich Frick olmuştur.[1] Pascal(1623-1662) ile Gazzâlî arasındaki benzerlikleri ise Ord. Prof. Hilmi Ziya Ülken başarılı bir şekilde gösterip, analiz etmiştir.[2]

Gazzâlî, “insanlar uykudadır, öldükleri zaman uyanırlar”[3] sözü üzerinde durduğu gibi; Montaigne de “Ölüm başka bir hayatın kaynağıdır”[4] demiştir. Montaigne, Denemeler adlı eserinde Hz.Muhammed’in Cenneti nasıl tasvir ettiğinden bahsetmektedir[5]. Bu yüzden İslam kültüründen haberdar olması çok büyük bir olasılıktır. Yazımızın konusu bu olmadığından ayrıntıya girmiyoruz. Ancak, daha detaylı bilgi sahibi olmak isteyenler “Gazzâlî ve Şüphecilik[6] adlı eseri okuyabilirler.

Gazzâlî (1058-1111)

Nedensellik

Öncelikle nedensellik kavramının ne olduğundan bahsedip, daha sonra konuya geçelim. ‘Neden’ kelimesi, klasik felsefede, “bir olayı meydana getirmeye yetili olan, sonucun kendisinden zorunlu olarak çıktığı şey, durum, olay ya da fenomen” olarak tanımlanır.[7] Nedensellik kavramı ile yakından alakalı iki kavram vardır: determinizm ve okasyonalizm. Kısaca açıklamak gerekirse determinizm, birbiri ardına gelen olaylar arasında kesin bir nedensellik ilişkisi olduğunu savunmaktadır.[8] Okasyonalizm ise bunun tam tersi olarak öznenin nesne ile veya nesnenin nesne ile girdiği etkileşimde doğal bir kanunu kabul etmeyip, tabiattaki tüm olayların vesilesinin Tanrı olduğunu savunur.[9]

Gazzâlî, nedensellik hususunu “Filozofların Tutarsızlığı” adlı meşhur eserinin 17.meselesinde incelemiştir. Burada bir noktaya dikkat etmek gerekir: Eserin ismi “Felsefenin Tutarsızlığı” değil, “Filozofların Tutarsızlığı”dır. Bunu belirtmemizin ana sebebi  tutum  Gazzâlî’nin akla ve felsefeye karşı olmadığıdır. Gazzâlî, medreseye mantık ilmini sokan kişidir. Gazali; felsefi ilimlerin altı disiplininden biri olarak kabul ettiği mantığa verdiği önemi, “el-Mustasfa” adlı eserine yazdığı mukaddimedeki, “bu mukaddime, bütün ilimlerin bir mukaddimesidir ve bu mukaddimeyi tam olarak kavramamış kişilerin ilimlerine kesinlikle güvenilmez.” şeklindeki cümlesi ile açıkça ifade etmiştir.[10] Gazzâlî’nin nedensellik eleştirisi yapmasındaki temel etmen eleştirdiği filozofların mucizelere olanak vermeyip tamamen mekanik bir evren benimsemesidir.

Gazzâlî neden-sonuç arasındaki ilişkiyi inkar etmeyip, sadece eleştirmiştir. Biz sürekli aynı nedenlerden aynı sonuçlar çıktığını gözlemlediğimiz için aralarında zorunlu bir ilişki olduğunu düşünüyoruz çünkü alışkanlıklarımız bize bunu göstermiştir. Ancak, aklen bu ilişkinin zorunluluğuna dair elimizde bir kanıt yoktur ve bunu ispatlayamayız. Gazzâlî’nin kaygısı, cisimlerin zorunluğu bir ilişki içerisinde aynı ilişkilere sebep olması ve bu durumda sonuç olarak mucizeleri inkar etmemiz gerektiği problemidir. Nasıl ki ateş, pamuğu zorunlu olarak tabiatı gereği yakıyorsa, Hz.İbrahim’i de ateşe atıldığı zaman yakması gerekirdi.[11] Gazzâlî bu yüzden deterministik anlayışa karşı çıkmış ve 20 maddede eleştirmiştir.[12] Gazzâlî, sebep ile sebepli arasındaki ilişkinin zorunlu olmadığından bahsedip, bunların Allah’ın takdiri ile gerçekleştiğini öne sürmüştür. Tehafüt eserinde şöyle örnekler vermiştir:

Dolayısıyla yemek yemeden tokluğu yaratmak, boyun kesilmeksizin ölümü yaratmak, boyunu kesmekle birlikte hayatı devam ettirmek Allah’ın kudreti dahilindedir. Bu durum bütün ilişkilerde böylece sürüp gider.[13]

Gazzâlî’nin bu iddiasında Allah her şeyin doğrudan nedenidir. Allah’ın izni olmadan ne ateş pamuğu yakabilir, ne de yemek karnı doyurabilir. Gazzâlî’nin bu eleştirisi doğrudan veya dolaylı olarak bilim felsefesini de etkilemiştir.

Modern Anlayış Olarak David Hume

Hume’a göre de gözlemlediğimiz iki olayın arasında epistemolojik olarak kesin bir nedensellik ilişkisi kurulamaz çünkü ne nedeni ne de etkiyi gözlemlememiz mümkün değildir; Hume’a göre de deneyimlediğimiz olaylar sadece bir olayın ardından diğer olayın gelmesidir.[14] Gazzâlî de bunu olayların ard arda gelmesidir diye nitelemişti. Çünkü bir olayın gelecekte tekrar edeceğine dair elimizde mantıksal bir kanıt yoktur. Hume da Gazzâlî’nin yaptığı gibi neden ve sonuç arasındaki ilişkiyi alışkanlığa ve olayların birbiri ardından gelmesine indirgemiştir. Hume, alışkanlığın pratik hayat için kritik olduğunu düşünüyordu ve alışkanlığı akıl yürütmenin önüne koyuyordu. Bu alışkanlığın önemini vurgulamak için ise şöyle söylemişir:

Akıl yürütme değil alışkanlıktır insanın rehberi. Eğer alışkanlık olmasaydı hiç bir şeyden emin olamazdık ve belleğimizde o an taze olanlar ve hemen o sırada algıladıklarımız dışında hiçbir şey  bilemezdik. Gereklilik hissi olmasaydı insanlar ne hareket edebilirlerdi ne de düşünebilirlerdi.”[15]

David Hume (1711-1776)

Sonuç

Nedenselliğin kökeni Aristo’nun “var olan her şeyin bir nedeni vardır” ifadesine kadar gitmektedir. Aynı nedenin aynı etkileri vereceği düşüncesi de kendi zamanlarının zirvesi olan Gazzâlî ve David Hume tarafından eleştirilmiştir. Şunu altını çizerek belirtmek istiyorum ki gerek Gazzâlî gerekse Hume nedenselliğin yapıtaşını kökten reddetmemiştir. Her ikisi de var olan her şeyin bir nedene ihtiyaç duyduğunu ve bu nedenin de sonuca bir etki ettiğini kabul etmiştirler. Hume aradaki bu ilişkinin bilinemeyeceğini söylerken, Gazzâlî ise bütün kontrolün Allah’ın elinde olduğunu ve nedenlerin Allah’ın kontrolünde olduğunu söylemiştir.

[1] H.Frick, Ghazali’s Selbstbiographie. Ein Vergleich mit Augustins Konfessionen. 

[2] H. Ziya Ülken, İslam Felsefesi Tarihi, s. 377-387

[3] Gazzâlî, El Munkiz, s.5.

[4] Montaigne, Denemeler, s.68

[5] a.g.e., s.50

[6] Bahsettiğim konunun daha detaylı içeriğini okuyup, bilgi sahibi olmak isteyenler zikrettiğim bu eserin belirtiğim sayfasından itibaren okuyabilirler:

İbrahim Agah Çubukçu, Gazzâlî ve Şüphecilik, s.114

[7] Ahmet CevizciFelsefe Sözlüğü, Paradigma Yayınları, İstanbul-2002, s.740

[8] Sarp Erk UlaşFelsefe Sözlüğü, Bilim ve Sanat, Ankara-2002, s.189

[9] Süleyman Hayri BolayFelsefî Doktrinler Sözlüğü, Ötüken, İstanbul-1981, s.203-204

[10] Gazzâlî, el-Mustasfa min İlmi’l-Usul, Mısır, h.1322, C. I. s. 10. İslam Hukukunda Deliller ve Yorum Metodolojisi (el-Mustasfa), (çev. Yunus Apaydın), Kayseri, 1994. C. I. s. 11.

[11] Kur’an, Enbiya,69

[12] Gazzâlî, Filozofların Tutarsızlığı(Tehafütü’l Felasife), Klasik Yayınları, İstanbul-2014, s.166

[13] a.g.e., s.166

[14] David Hume, İnsan Doğası Üzerine Bir İnceleme, (çev. Ergün Baylan), BilgeSu Yayıncılık, s.64

[15] David Hume, İnsanın Anlama Yetisi Üzerine Bir Soruşturma, Biblos Yayınevi

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here