Kayıp kıta Atlantis mit mi gerçek mi?

Platon, Mısırlılardan duyduğunu iddia ettiği Atlantis isimli bir adadan bahseder. Kendi döneminin en ileri, dünyayı kontrol edebilecek güçte ütopik bir medeniyeti barındırdığına inanılan Atlantis adası maceracıların, mistiklerin, sanatçıların hayallerini süslemiştir. Peki, gerçekten Atlantis adası var oldu mu?

0
885

Kayıp kıta Atlantis miti; edebiyattan sinemaya, çizgi filmlerden New Age akımlara kadar modern kültürü en çok etkileyen mitler arasındadır. Kendi döneminin en ileri, dünyayı kontrol edebilecek güçte ütopik bir medeniyeti barındırdığına inanılan bu ada, maceracıların, mistiklerin, sanatçıların hayallerini süslemiştir. Peki, gerçekten Atlantis adası var mıydı? Bu iddianın kökeni nedir? Bu yazımızda kısaca bu sorulara cevap arayacağız.

Atlantis adasından bahseden ilk kişi ünlü felsefeci Platon’dur. M.Ö 330’larda yazdığı Timaeus ve Kritias diyaloglarında Platon, Mısırlılardan duyduğunu iddia ettiği Atlantis isimli bir adadan bahseder.
Platon’a göre bu ada, Cebelitarık Boğazı’nın öbür tarafında, yani Atlantik Okyanusu’nda yer alır. Adanın başkenti, kendi çağının mimari ve mühendislik harikasıdır. Şehir iç içe geçmiş yuvarlak duvar ve kanallardan oluşur. Şehrin ortasında ise bir tepede tamamen altından yapılmış, altı kanatlı at süren Poseidon’un devasa heykeli vardır.
Platon’un Atlantis hikayesi, yıldız savaşları hikayelerine benzer, teknolojik olarak üstün ancak ahlaki olarak bozulmuş bir imparatorluk olan Atlantis, dünyayı ele geçirmeye kalkar. İtalya’ya kadar Avrupa’yı, Libya ve Mısır’ı hızlı bir şekilde fetheder, buralarda yaşayan halkı köleleştirir. Atlantis’in planlarını durduran, ahlaki ilkelerinden güç alan ufak bir grup olur; bunlar Platon’un ideal devlet anlayışını benimseyen Atinalılardır. Her ne kadar ihtimal dışı olsa da Atlantisliler bu küçük devletin erdemi karşısında yenilir. Sonunda, mitolojik Yunan tanrıları da Atlantis’i gözden çıkarır ve Platon’dan 9 bin yıl önce (yani M.Ö. 9300’lerde) ada, denizin dibine batar.
Platon, Atlantis’in büyüklüğünü de anlatır; ada Libya ile Asya’nın toplamından büyüktür. Platon’un Asya’yı olduğundan küçük hayal ettiğini düşünsek bile, Atlantis gerçekten var olduysa, çok büyük bir ada olması gerektiği ortadadır.

RUHLARLA KONUŞTUM DİYEN VAR

Atlantis, 19. yüzyılda, yazar Ignatius Donnelly’nin yazdığı bir kitapla mistik çevrelerde popülerleşti. Donnelly; tarım, metalürji, dil, mimari gibi alanlardaki antik medeniyetlerin bütün başarılarını Atlantis’e bağladı. Bu dönemlerde Batılı ırkçılar; Avrupalı olmayan Maya ve Aztek gibi medeniyetlerin başarılarını Atlantis’le ilişkilendirdiler. Atlantis’in ünlü olmasında New Age akımları önemli rol oynadı. Spiritüalizmin öncüsü olarak görülen teozofi cemiyetinin kurucusu ünlü mistik Madame Blavatsky, Gizli Doktrin isimli ünlü eserinin kendisine doğrudan Atlantis’ten yazdırıldığını ifade ederek Atlantis’i spiritüalizmin merkezine yerleştirdi. Ona göre Platon’un dediğinin aksine Atlantis ahlaki ve spiritüel olarak da üstün bir medeniyetti. Blavatsky’den sonra Atlantis’ten “ruhlarla görüşen, oradan mesaj alan” medyumlar türedi ve Atlantis, New Age akımları arasında popülerleşti. Hatta Türkiye’de de çok izlenen Dr. Quantum’un başrolde olduğu belgeselde konuşan Ramtha gibi içine Atlantis’ten ruhlar girdiğini iddia edenler bile çıktı.

BİLİM CEVAP VERİYOR

Peki Atlantis gerçekten var oldu mu? İstisna görüşler olsa da, genellikle tarihçiler, Platon’un Atlantis ile ilgili anlattıklarının gerçek olmadığını, Platon’un kendi tezlerini savunmak için bu hayali hikayeyi anlattığını düşünmektedirler. Atlantis ve söz konusu olaylar gerçekten gerçekleşmişse, nasıl oldu da bu olaylar Platon’a kadar hiç yazıya geçmedi? Mısırlıların, Platon’a anlattıkları bu kadar önemli bir medeniyeti yazıya geçirmeleri gerekmez miydi? Üstelik, tarihçi Strabon, Platon’un öğrencisi olan Aristo’nun, Atlantis’in Platon’un tezlerini savunmak için uydurduğu hayali bir ada olduğunu ifade ettiğini aktarır.
Ancak Atlantis aleyhine asıl darbe oseanoğrafya ve jeoloji bilimlerinden geldi. Okyanusların altında keşfetmediğimiz çok şey olmasına rağmen, okyanusların dibini haritalama çalışmaları için oraya gönderilen onca denizaltı ve araştırma robotlarının şüphesiz ki Asya ile Libya’nın toplamından büyük batık bir adayı tespit etmesi gerekirdi.
Dahası, levha tektoniği kuramı Atlantis’in var olmasının imkansız olduğunu ortaya koyar. Levha tektoniği, yer kabuğunu oluşturan yedi büyük levha ile diğer küçük levhacıkların, son birkaç milyon yıldaki büyük ölçekli hareketini tasvir eden kuramdır. Bu kurama göre, 12 bin yıl önce Atlantik Okyanusu’nda batan bir kıta olması imkansızdır. Böyle bir kıtanın batacağı bir bölge yoktur. Sonuç olarak modern bilimin, kayıp kıta Atlantis mitini çürüttüğü ve söz konusu mistik New Age akımlarının iddialarının boş olduğunu gösterdiği rahatlıkla söylenebilir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here