Genetiğimizi Değiştirebilir Miyiz?

1
605

Organizmanın var olabilmesi için bir genetik koda ihtiyaç vardır ve bu kod DNA’mızda bulunmaktadır. DNA’mızdaki kod bize kalıtsal olarak annemizden ve babamızdan iletilmektedir. Bu kod enzimler yardımıyla okunarak proteine dönüştürülür ve yapısal olarak kullanılır. Peki bu kodun değiştirilebilmesi mümkün olabilir mi?

DNA’mız hücre çekirdeğinde histon proteinlerine sarılı olarak bulunmaktadır, bu yapı nükleozom olarak adlandırılır. Eğer DNA, histon proteinlerine çok sıkı bağlanırsa DNA’daki kodu okumak için gereken enzim DNA’ya bağlanamaz ve protein üretilemez. Eğer DNA’mız histonlara gevşek bağlanmışsa bu durum fazla protein üretilmesine sebep olabilir. Bu durumun düzenlenmesinin bir örneği DNA’ya veya sarıldığı histonlara metil ya da asetil gruplarının bağlanmasıdır. Metil grubu bağlanması sıkılaşmayı arttırırken asetil grubunun bağlanması daha gevşek sarılmaya sebep olur. Yaşlılığın, stresin ve beslenme bozukluğunun, hatta maruz kalınan havanın bile bu mekanizmaya hasar verdiği biliniyor.

DNA, histon proteinlerine sarılarak “nükleozom” yapısını oluşturur. Metil ya da asetil grupları paketlenmeyi arttırıp azaltabilir.

 

Kanser gibi bazı hastalıklarda da genetik hasarlarla birlikte çevresel faktörler rol oynamaktadır. DNA’mızda bulunan “tümör susturucu genler” metillenirse bu genler ifade edilemez ve çok fazla kanser hücresinin üretilmesine sebep olur. Mekanizması tam olarak anlaşılamamış olsa da, maruz kaldığımız çevrenin sağlıklı olmasına özen gösterirsek hasarları en aza indirebileceğimizi, hatta var olan hasarları düzeltebileceğimizi biliyoruz.

Genetiğin ötesinde olan bu bilime “epigenetik” denmektedir. Epigenetik mekanizmayı aydınlatmak için beslenme üzerine ilk çalışmalardan biri Rindy Jirtle ve Dana Dolinoy’ın çalışmasıdır. DNA’sı tamamen aynı olan ikiz aguti farelerinin farklı beslenmesi sağlanarak birinin sağlıklı ve kahverengi kıllara sahip olması gözlemlenirken diğerinin kıllarının sarıya döndüğü ve daha fazla kilo aldığı, kansere daha yatkın olduğu gözlemlendi. Bunun sebebi kılların sarı olmasına sebep olan aguti geninin sarı farelerde ifade edilmesi, sağlıklı farelerde ise susturulmasıydı. Jirtle ve Dolinoy’un çalışmaları, hamilelikteki beslenmenin de yavrunun gen ifadesini etkilediğini göstermiştir.

Genistein ve folik asit gibi metilasyonu arttırıcı ajanlarla beslenen farelerin yavrularında aguti geni ifade edilmesi engellendiği için sarı renklilik, dolayısıyla obezite daha az gözlenir.

 

DNA’nın yapısı keşfedildikten sonra insana dair her şeyin, düşüncelerimizin bile genlerimiz tarafından kontrol edildiğine dair görüşler ortaya atıldı. Bununla ilgili bilimkurgu senaryoları yazıldı, filmler çekildi. Genetik determinizm görüşü o kadar hakimdi ki, insanın genomu tamamen çözülebilirse tüm hastalıklara çözüm bulunabilir, çocuklarımızın bu hastalıklara sahip olmamasını garantileyebilirdik. Ancak  2001’de sonuçlanan “İnsan Genom Projesi”nin ardından yıllar geçmesine rağmen bu senaryolar gerçekleşmedi, hatta gerçekleşmeye yaklaşamadı bile. Yapımızı anlayabilmek için bugün “İnsan Epigenom Projesi”nin sonuçlarını beklemekteyiz.

1997’de çekilen bir bilimkurgu filmi GATTACA’da iş görüşmeleri genetik testlerle yapılıyordu.

DNA’nın yapısının keşfinden itibaren topladığımız veriler, DNA’da hayranlık duyulacak bir “biyolojik bilgi”nin saklı olduğunu göstermektedir. Bu bilgi, enformasyon sistem çalışanların dikkatini çekmekte ve organizmanın oluşumunda kilit rol oynamaktadır. Microsoft’un kurucusu Bill Gates, DNA’daki yazılımın, üretilen tüm software programlardan daha ileri olduğunu söylemiştir. Ancak bu bilginin bizim kaderimizi tek başına belirlediğini düşünüp biyolojik yapımızın tek sorumlusunun genlerimiz olduğunu varsaymak bir hatadır. Gen ifadesi değiştirilebilir!

Bill Gates
“DNA bir bilgisayar programı gibidir, ancak şu ana kadar üretilenlerden çok daha ileri bir program…”

Matt Ridley’den bir alıntıyla yazımızı bitirelim:

“Genler ne kuklacıdırlar ne de inşaat planı. Kalıtımın taşıyıcıları olmakla da kalmazlar. Hayatımız boyunca aktif haldedirler, birbirlerini kapatır ve açarlar, çevreye tepki verirler. Annemizin karnındayken vücut ile beyin inşasını yönetirler, ama inşaat bitmez. Deneyimlere tepki olarak yaptıkları şeyi yıkıp tekrar inşa etmeye başlarlar. Hareketlerimizin hem nedeni hem de sonucudurlar. Nasıl olduysa, bu tartışmanın ‘yetiştirme’ tarafında olanlar genlerin gücü ve kaçınılmazlığı karşısında sinmiş ve alınması gereken en büyük dersi kaçırmışlardır: Genler bizim tarafımızı tutmaktadır.”

Kaynaklar:

https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC2822875/

Franscis Collins, Hayatın Dili, Epsilon Yayınları, Mayıs 2013

Serkan Orcan, Epigenetik ve Epigenomik, Hacettepe Üniversitesi, 2006

1 YORUM

  1. Sevgili Selen,

    Bilim, biyoloji ve felsefeye olan tutkun, şanslısın ki muazzam bir zekaya sahip olmanın da sana sağladığı avantajla, amaç edindiğin gibi değerli-anlamlı çalışmalar yapmak için umarım daim olur.
    Başarılar ve kolaylıklar dilerim.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here