Diş Çürüğü Artık Tarih Oluyor

0
3697

Diş hekimleri için diş çürüğü bir ikilemdir çünkü dişi kurtarmak için daha fazla zarar verilmesi gerekir. Şu anda kullanılan klasik yöntemde çürük dişi tedavi etmek için metal, plastik ya da cam iyonomer siman gibi dayanıklı bir kaplama materyali açılmış olan oyuğa doldurmadan önce, çürük kısmı ve çevresini oymak gerekiyor.

Peki ya diş hekimleri dişlerde oyuk açıp sentetik dolgularla içini doldurmak yerine dişlerin kendi kendilerini onarabilmelerini sağlayabilseydiler? Yakın zamanda, Londra King’s College’de biyomühendis olan Paul Sharpe ve meslektaşları tam da bunu gerçekleştirmek adına fareler üzerinde deneyler yaptılar ve yeni bir yöntem buldular. Bu tedavi diş hekimlerinin standart yöntemleri arasına girerse, biliminsanları bu keşfin son elli yılın en önemli keşifleri arasında yer alacağını söylüyorlar.

Diş Nasıl Çürür?

Dişlerimiz daima hasar görür. Bu hasarların çoğu ise günlük yıpranma ve aşınmaların yanı sıra, ağzımızdaki mikropların aktivitelerinden kaynaklanır. Bu organizmalar dişin yüzeyini kaplar ve yemek artıklarıyla beslenir. Yemek kalıntılarını parçaladıkları için, bu mikropların bazıları yan ürün olarak asit üretir veya salgılar. Bu asit ise dişin dış katmanı olan mineye zarar verir.

Tıpkı derimiz gibi, dişler de küçük hasarları kendi kendilerine tamir ederler. Dişlerimizi uzun süre fırçalamadığımız zaman ise asit diş minesini eritir ve bu sefer dişin yoğun alt tabakası olan dentin adı verilen kemikli doku açıkta kalmaya başlar. Dentin ciddi şekilde hasar gördüğünde ise dişin en iç kısmındaki tabaka olan diş pulpasında (sinirlerinde) yer alan kök hücreler odontoblast olarak adlandırılan,yeni doku hücrelerine dönüşürler. (Kök hücreler herhangi bir hücre türüne dönüşebilme özelliğine sahiptirler.) Fakat hasar çok derinse ya da çok yayılmış ise, bu yeni dentin dişi tamir etme işinde yetersiz kalır. Bu durum ise genellikle çürükle sonuçlanır.

Artık Çürük Dişler Kendi Kendilerini Yenileyebilecek

Sharpe, kök hücreleri diş pulpasının içine doğru yönlendirebilirse, dişlerin doğasında olan kendi kendini onarabilme yeteneklerini hızla güçlendirip güçlendiremeyeceğini merak etti. Daha önceleri yürütülen hücreler arası iletişim açısından önemli bir basamak olan “Wnt sinyal yolu” isimli araştırmada deri, bağırsak ve beyin gibi vücudun pek çok kısmında kök hücre geliştirilmesi ile doku tamirinin mümkün olduğu gözler önüne serilmişti. Sherpe ise aynı yöntemin dişlerde de işe yarayıp yaramayacağını merak etti. Eğer öyleyse, hasarlı dişi Wnt sinyalini taklit eden ilaçlara maruz bırakmak diş pulpasındaki kök hücrelerin aktivitesini de benzer şekilde harekete geçirecekti. Bu tip kendini yenileyici üstün yetenekler genellikle bitkilerde, deniz yıldızlarında ve semenderlerde görülen bir özellikti. 

Bu fikri test etmek için Sharpe ve arkadaşları farelerin azı dişlerinde çürüğe benzer küçük oyuklar açtılar. Sonra dentinin yapısında bulunan proteinlerin aynısından üretilmiş ince kolajen süngerleri Wnt sinyalini uyaran çeşitli ilaçlarla ıslattılar. Daha sonra bu ıslatılmış süngerleri farelerin oyuk azı dişlerine yerleştirip oyuğu kapattılar ve 4 ila 6 hafta kadar beklediler. Bu ilaçlarla tedavi edilmiş dişler, tedavi edilmemiş dişlere ve ıslatılmamış sünger ya da klasik dolgularla işlem görmüş diğer dişler kıyasla fark edilen oranda daha fazla kemikli doku (dentin) üretti. Sharpe, bunun tam anlamıyla bir kendini yenileme olduğunu, yeni dentin ile eski dentinin tam olarak nerede birleştiğini görmenin neredeyse imkansız olduğunu ifade etti.

Diş Hekimliğinde Devrim

Daha önceleri diş tedavilerinde yeni yollar keşfetmiş olan Harvard Üniversitesi Biyomühendislik Fakültesi’nden Profesör David Mooney ise bu buluştan çok etkilendiğini, bunun sadece bilimsel olarak değil, uygulama avantajları açısından da çok önemli olduğunu vurguladı.

Vücuda ait kök hücrelerin kullanıldığı herhangi bir tedavi, vücuda yeni kök hücrelerin de eklenmesini sağladığı için zaman zaman kontrol edilemeyen doku büyümeleri de olabiliyor. Deneysel ve kontrolsüz kök hücre tedavileri beyin tümörleri ya da göz kapaklarında kemik dokusu gelişimi gibi istenmeyen doku oluşumlarına daha önce neden olmuştu. Fakat bu deneysel çalışmada Sharpe, kullanılan ilaçların çok az miktarda olduğunu ve istenmeyen doku artışının çok küçük bir ihtimal olduğunu ifade etti.

Sharpe ve arkadaşları fareler üzerinde yaptıkları deneyi bu sefer sıçanlar üzerinde gerçekleştirdiler. Bunun nedeni de sıçanların farelerden daha büyük olmaları ve diş yapılarının insan diş yapısına benzer olması.  Bu deney de başarılı oldu fakat veriler henüz yayınlanmadı. Şimdi ise Sharpe’ın ekibi daha geniş bir ilaç yelpazesi ile başka ilaçların da aynı sonucu verip vermeyeceği üzerinde çalışıyor.

 

Seçilen ilaç bir jel içinde çözünüyor ve çürüğün içerisine enjekte ediliyor. Daha sonra ultraviyole ışıkla katı hale getiriliyor. Bu işlem tıpkı diş hekimlerinin günümüzde uyguladıkları dolgu yöntemi gibi  hızlı ve kolay.

Bu tedaviyi modern diş hekimliğine tanıtabilmek için, araştırmacıların önce insan deneklerle klinik deneyler yapmaları gerekecek. Böyle bir çalışma ise birkaç yıl alacak. Fakat bazı ilaçların insan üzerinde kullanımı şimdiden onaylandı ki bu da hedeflenen sonuca ulaşmak adına oldukça umut verici bir gelişme. Sharpe, konuyla ilgili yaptığı açıklamada “pek çok diş tedavisi yöntemi halen ilkel zamanlardan kalma; artık ilerleme vakti geldi.” dedi.

Kaynak: Scientific American

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here