Biyolojik Saatimiz İlerliyor

0
637

Biyolojik saate ilişkin ilk bulgular 18. yüzyılda De Marian adında bir gökbilimci tarafından gözlemlendi. De Marian, bitkilerde zamanla oluşan değişikliklerin sanıldığı gibi sadece Güneş tarafından değil, bitkilerin kendi metabolizması tarafından gerçekleştirildiğini kaydetti. Bugün biyolojik saatle ilgili bildiklerimiz ise De Marian’ın bulgularından çok daha öte. Artık biliyoruz ki; insanlardan meyve sineklerine, bitkilerden en küçük mikroplara kadar tüm organizmalarda biyolojik saat bulunmaktadır. Ve hepimiz, vücudumuzda ilerleyen saatin esiriyiz.

Biyolojik saat dişli ve çarklardan oluşmaz. Bunun yerine hücrelerde birbiriyle etkileşim halinde bulunan moleküllerden oluşur. Bir “ana saat” ritimleri senkronize tutar. Saatin işleyişi sirkadyan ritimlerle olur. Sirkadyan ritimlerin döngüsü yaklaşık olarak 24 saattir, yani Güneş’le uyumludur. Vücut sıcaklığı, sirkadyan ritimlerden etkilenerek 24 saatlik döngü içinde değiştirilir. Sirkadyan ritimler bozulduğunda zihinsel ve davranışsal sorunlar olabilir. Aynı zamanda hormon üretimi, açlık, hücre yenilenmesi ve vücut sıcaklığı; obezite ve depresyon gibi bozukluklar da sirkadyan ritimlerden etkilenir.

İnsanlar da dahil olmak üzere omurgalı hayvanlarda, senkronizasyonu sağlayan ana saat beyinde bulunur. Bizimki, hipotalamusta bulunan SCN isimli sinir hücrelerinden oluşur.

Hipotalamusta bulunan SCN bölgesi biyolojik saatin kontrolü için önemlidir.

Biyolojik saat, hem iç hem de dış faktörler tarafından kontrol edilir. Kontrolü sağlayan iç faktörler bazı genler ve onların ürettikleri proteinlerdir.

Örneğin CLOCK isimli protein; insan, meyve sineği, fare, mantar ve diğer organizmalarda sirkadyan ritimlerin kontrolü için temel içeriklerdendir. CLOCK’un dengeleyici proteini olan SIRT1, CLOCK ile beraber bulunur.  CLOCK-SIRT1 eşitliğinin bozulması uyku bozukluğuna ve aşırı açlığa sebep olabilir. Eğer bu denge kronik olarak bozulursa bu durum obeziteye sebep olabilmektedir.

Biyolojik saat; özellikle ışık ve karanlık döngüsü olmak üzere açlık-tokluk, vücut sıcaklık dalgalanması, günlük hormon yayılımı gibi dış faktörlerden de etkilenir. SCN bölgesi gözden beyne bilgi ileten optik sinirlerin hemen üzerinde bulunur. Böylelikle ışıkla ilgili bilgileri almak için en uygun konumda olduğunu söyleyebiliriz.

Güneş batımı gibi, gün içinde ışığın daha az olduğu zamanlarda SCN, beyne uyku getiren hormon olan melatonin üretmesini söyler.

Kışın da karanlık daha uzun olduğu için melatonin üretimi artar. Bu durum kış depresyonu gibi psikolojik sorunlara yol açabilmektedir. Kış depresyonu, uygun koşullarda parlak ışığa maruz kalma yoluyla düzeltilebilmektedir.

Jetlag ve saatlerin değişmesi sebebiyle oluşan uyku bozuklukları, büyük ölçüde vücudun biyolojik saate karşı mücadelesinden kaynaklanmaktadır.

Kaynaklar:

http://www.livescience.com/13123-circadian-rhythms-obesity-diabetes-nih.html

https://www.nature.com/articles/ncomms14287

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here